Yazarlar Urfa sınırını yazdılar...

Yazarlar Urfa sınırını yazdılar...
banner206
 Habertürk yazarları Muharrem Sarıkaya, Nihal Bengisu Karaca ve Fatih Altaylı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Birkaç güne başlıyoruz" diye açıkladığı Fırat'ın doğusuna yönelik düzenlenmesi planlanan operasyon hakkında yazdı. Sarıkaya, Karaca ve Altaylı'nın yazıları...MUHARREM SARIKAYA: 
İLK HEDEF ARAP BÖLGELERİ… RESULAYN’A TSK, TAL ABYAD’A ÖSO YIĞINAĞI…

Uzun süredir planlaması yapılıyor ancak tam adım atılacağı sırada ABD’nin, “Siz durun, sorunu çözüyoruz” yaklaşımıyla karşılaşılıyordu.

Menbiç’te verilen sözün yerine getirilmemesinden tutun da Fırat’ın doğusunda yer alan bölgelerden Türkiye’ye taciz atışlarına kadar her bir adımda bu durumla yüz yüze kalındı.

Yetmedi, taciz atışına anında misliyle yanıt verdiğinde de karşısında YPG ile birlikte devriye atan ABD güçlerini buldu.

Ankara önce sorunu diplomatik zeminde çözmek istedi, tepkisini aynı yoldan gösterdi.

DUMFORD’UN SÖZÜ TAŞIRDI

Ancak ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford’un Washington Post etkinliğindeki sözleri Ankara için son damla oldu:

“(YPG bölgesinde) 35 bin ile 40 bin yerel gücün eğitilmesi ve istikrarı sağlamak üzere donatılması gerektiğini tahmin ediyoruz…”

Bu gücün de bölgedeki DAEŞ ile mücadele edeceğini ileri sürdü.

Oysa bu sözlerden birkaç saat önce ABD Başkanı Trump, “30 gün içinde bölgedeki tüm DAEŞ unsurlarının temizlenmiş olacağını” açıklamıştı…

Ankara açıklamalar bir yana, 20 bin TIR silah yardımını ve özerk bölgeden, devletleşme çabasına yönelme eğilimini görünce düğmeye basma kararı aldı.

Zaten öncesinde yaşanan gelişmeler de bu noktaya getiren nedenler arasındaydı…

RUSYA’NIN DESTEĞİ

Hatta Suriye sahasında birlikte hareket ettiği Rusya’dan da bu konuda ciddi destek buldu.

Soçi Zirvesi sonrası Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Suriye’nin bütünlüğüne yönelik ana tehdit Fırat nehrinin doğu yakasından yükseliyor” sözü de bunun en önemli kanıtıydı.

ABD'nin bir yandan Ankara’yı oyalarken diğer taraftan da YPG/PYD’yi koruma amaçlı gözetleme kuleleri oluşturma kararı da sıkıntıyı artırdı.

Bunun Türkiye’yi değil, PYD’yi koruma amaçlı olduğu ve sınır belirlemeyi amaçladığı kanısına neden oldu.

YPG’NİN YANIBAŞINDA

Öyle bir “kör göze parmak” noktasına geldi ki, Türkiye ne zaman karşılık verse, ABD güçleri anında YPG’nin yanında boy gösterdi.

Bu sürece ilişkin ORSAM’dan Oytun Orhan’ın yayınlanan makalesindeki çok iyi bir çalışma, tüm gerçeği ortaya koyuyor:

“TSK ve ABD ordularının Münbiç’te ortak devriye yürüttüğü sırada ABD ordusuna bağlı asker ve zırhlı araçlar Ayn al Arap (Kobane) merkezinde YPG ile birlikte devriye görevi yerine getirdi. ABD bu hamlesi ile TSK’nın top atışlarını engellemeye çalışsa da Türkiye 3 Kasım 2018 tarihinde Tel Abyad’ı hedef aldı. ABD askerleri bunun üzerine Tel Abyad’da devriye görevi icra etti. 5 Kasım 2018 tarihinde ise ABD ordusuna ait unsurlar Kamışlı’nın batısında yer alan Derbesiye’de YPG unsurları ile devriye gerçekleştirdi…”

Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri durmadı, sıralı olarak, Ayn el Arap (Kobane) bölgesindeki Zur Magar, Eşme, Çarıklı, Selim ile Tel Abyad’a bağlı Selip Kıran, Til Fender, Susik ve Yabise köylerini bombalamaya devam etti.

Bu da ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Ankara’ya gelerek durumu ele almasına yol açtı.

Ancak Ankara, Jeffrey’e de tutumunu açık gösterdi ve Fırat’ın doğusuna girme konusundaki kararlılığını sergiledi.

FATİH ALTAYLI:
NİYE BAĞIRA BAĞIRA GELİYORUZ?

Aylardır hatta yıllardır “beklenen” operasyon başlıyor.

Ben söylemiyorum.

En yetkili ağız açıkladı.

“Birkaç gün içinde Fırat’ın doğusuna gireceğiz.”

Hayırlısı.

Önce biraz garipsedim doğrusu.

Davul zurna ile, önceden haberli askeri harekat mı olur diye.

“Müsaitseniz annemler yarın akşam oturmaya gelecekler” diye komşuya haber veriyoruz gibi.

 Muhtemelen bu sual pek çoğunuzun da aklına gelmiştir.

Öyle ya, eğer bir askeri operasyon yapacaksan ve düşmana zayiat verdirmek istiyorsan bunu “baskın” şeklinde yaparsın.

Gerçi “Tepende Amerikan uyduları cirit atarken, Amerikan droneları gözümüzün bebeğini çekerken ne baskını” diyeceksiniz ki, o da doğru.

Sonuçta gireceğimiz toprak “ PKK kılıflı Amerikan toprağı”.

Zannederim davul zurna ile gireceğimizi duyurmamızın nedeni de bu.

“Geliyoruz ayak altında kimse kalmasın” anonsu yapıyoruz.

Burada da akla bir başka soru geliyor.

“Amerikalılar önümüzden çekilir de PKK’lılar kalır mı?”

NİHAL BENGİSU KARACA:
FIRAT'IN DOĞUSUNA HAREKÂT: İMKANLAR VE AÇMAZLAR!

"Her şeye rağmen Amerika'yı doğru zeminlerde buluşabilmemiz şartıyla gelecekte de birlikte yol yürüyebileceğimiz stratejik müttefikimiz olarak görüyoruz. Ülkemizin beka meselesi olarak gördüğümüz Suriye politikasındaki derin görüş ayrılıklarımızın, gelecekteki daha büyük işbirliklerimizin önünde bir engel oluşturmasına izin vermemeliyiz. İşte bu anlayışla Fırat'ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekâtımıza birkaç gün içerisinde başlayacağımızı ifade ettik, ediyoruz. Hedefimiz asla Amerikan askerleri değildir, bölgede faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarıdır."

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen Türk Savunma Sanayii Zirvesi'nde bunları söyledi. "Hedefimiz asla Amerika askeri değildir" vurgusunun nedeni Pentagon'u uyarmaktı ve mesajın içeriği basitti: "Karşımıza çıkmayın, sorunumuz sizinle değil."

 

Aslında elbette ABD ile sorunumuz var. Sorun, ABD ve Türkiye’nin 'sorun analizleri'nin birbiriyle örtüşmemesi. ABD, YPG’yi PKK’dan saymıyor. Türkiye ise ikisinin de aynı şey olduğunu biliyor. Türkiye sınır güvenliğini ve topraklarının selametini sağlama almaya, terörle mücadele etmeye çalışırken PKK ile PYD-YPG’nin yardımlaştığını ve ortak bir ajanda ile hareket ettiğini defalarca tecrübe etti. ABD de bunun böyle olduğunu bilmiyor değil, sadece taktiksel davranıyor.

 

Taktiğin nedeni DEAŞ’la mücadele bağlamında PYD-YPG’den faydalanması. PKK komutanlarının başına ödül koyması da, birkaç komutan verip PKK’nın Suriye kolu olanPYD için ‘meşruiyyet’ koparma hesabıydı. Türkiye’ye yaptığı üstü örtülü teklif şuydu: “Türkiye sınırları içinde operasyon yapan ya da Türkiye dışında olup da Türkiye’yi hedef alan PKK’lı, terörist sayılsın. Hatta Kandil civarından ünlü bir iki komutanı da verelim. Ama Suriye’de kalan ve kendisine Kuzey Suriye’de tam ya da kısmi egemenlik alanı yaratmaya çalışan PKK’lıları ‘farklı’ kabul edelim, meşru bir aktör olarak görelim.”


Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 17:17
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner195

banner142