AŞİRETLER GÜNAH KEÇİSİ Mİ?


"Günah Keçisi” metaforu, Eski Ahit'teki kefaret günü ayini ile birlikte ortaya çıkmış ve Yahudilerin özel olarak icat ettikleri sembolik bir arınma yöntemidir. Tövbe etmek veya arınmak için yapılan her toplantıda insanlar günahlarını, kura ile belirledikleri bir keçiye yüklerdi. Sonra da o keçiyi götürüp Kudüs dışında büyük bir uçurumdan aşağı atarlardı. Keçinin ölmesi ile ona yüklenen günahların da temizlendiğine inanılırdı.
Kavram da zaten insanların veya toplumların kendi kusurlarını bir başkasına yüklemeyi ve bir el çabukluğu hareketi gibi günahını gizlemeyi/temizlemeyi ifade eder. Hem mükellefiyeti yok eder hem de muhataplığı. Malum dinler önce insanları muhatap ederler sonra da mükellef. Bu anlayış her iki statüyü de usta bir kurnazlıkla hükümsüz kılar. Bireyüstü veya insan dışı bir mekanizma ile toplumu okumanın bir başka dildeki adıdır günah keçisi.
KOLAYCILIĞA KAÇMAK
Bizim geleneğimizde temel prensipler açısından böyle bir düşünceye yer olmamakla beraber bazı konularda kolaycılığa kaçmak için bu yönde bir eğilimin var olduğu söylenebilir. Özellikle toplumsal alana dair analizlerde tekçi, tek nedenli açıklamalar veya komplo teorilerine başvurmak sıklıkla görülür. Söz gelimi neredeyse bütün insanımızın kafasında “niçin kalkınamıyoruz” sorusunun kısa ve net bir cevabı vardır. Niçin modernleşemiyoruz sorusunun da, niçin demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olamadığımızın da çok açık ve kısa birer cevapları vardır. Oysa bunlar son derece karmaşık ve tartışmalı konulardır.
Var olan toplumsal sorunların nedenlerini ve boyutlarını bireylerden ve siyasi sistemin ideolojisinden, hatta aydınlanma düşüncesinden soyutlamak için seçilen en kolay kavram/günah keçisinin doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesindeki aşiret olgusu olduğunu itiraf etmeliyim.
BİLMEDEN TANIMLAYANLAR
Eğitimden kalkınmaya, demokrasiden bireyselleşmeye, insan haklarından teröre kadar pek çok sorunun kaynağının aşiret sistemi olduğunu iddia eden yaygın bir kitle var. Üstelik bu iddiayı dile getirenler de öyle konulara vakıf olmayan insanlar da değiller. Akademisyenler de var, medya çalışanları da, kültür adamları da var bürokratlar da.
Hayatında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini görmemiş Ordu Ünye'li kültür adamı ülkenin durumu ve geleceğine ilişkin görüşlerine başvurulduğunda kendisine uzatılan mikrofona ağlamaklı bir ses tonuyla “aşiret sistemi var oldukça biz ilerleyemeyiz kızım” diyebilmektedir.
Alev Alatlı, ki kendisini bu konulara adadığı imasındadır her zaman, Kürt meselesinin ve terörün asıl kaynağının aşiret sistemi içindeki “karanlık” ilişki biçimi olduğunu çok rahatlıkla kamuoyu önünde söylemektedir.
Bunca günah yüklemesinin nedeni tıpkı o keçi gibi birilerinin bu sistemi uçurumdan aşağı atmak istediğini anlıyoruz.
Kim bunlar?
Ulusalcılar, Kemalistler, Devrimciler, Solcular, PKK, Modernistler, Oryantalistler ve diğer bu coğrafyanın yapısına tahammül edemeyen tüm aktörler. Peki muhafazakarların bunların yanında işi ne? “Aydınlanmacı” pozitivist akademisyenler ve “manipülasyoncu” gazeteciler ile hiçbir konuda ortak bir paydada buluşamayan bu ülkenin muhafazakarları niçin konu aşiret olunca kendilerini bunların yanında buluyorlar?
Bunun iki nedeni olduğunu düşünüyorum, birisi işin detaylarına vakıf değiller ve bu konuda bir gayretleri de yok ikincisi de “aydınlanmacılık” karşısında sahip oldukları komplekse yenik düşmüşlerdir.
DOĞRU BAKIŞA İHTİYAÇ VAR
Aşiret yapısını feodalite kavramı ile eşitleyip tüm bir toplum tarihini diğer bağlamlarından koparan bu yaklaşım esasında son derece jakobendir ve dayatmacıdır da. Bugün ülkede çok temel birkaç sorun var ve neredeyse hepimiz bu sorunların asıl kaynağının bu yapı olduğunu düşünüyoruz ya da düşünmeye zorlanıyoruz.
Ülkede modernleşmeyi sekteye uğratan, kız çocuklarının eğitime ulaşmasına mani olan, kalkınma ruhunu körelten, demokrasinin oturmasına izin vermeyen, gerici bir yapıya mahkum eden, değişmeyi bloklayan ve hatta insani değerlerin üretimini boğan tam da bu sistemdir. O halde kalkınma, modernleşme, batılılaşma ve demokratikleşme için bu sistemin değişmesi gerekir. Tabii bu konuyla ilgili zihinsel vetire biraz daha detaylı ve kendine özgü referanslarla kurulmuş olabilir ama benim şimdiye kadar karşılaştığım genel düşünce ve tavır budur.
Ülkenin kalkınması ve modernleşmesinin önündeki en büyük engeldir aşiretler. Kadına karşı ayrımcılığın kaynağıdır aşiretler. Töreler, cinayetler, cehaletler, eğitimsizlik, kan davaları, blok oylar gibi huzurumuzu kaçıran ve ağzımızın tadına bozan her kötülüğün kaynağıdır aşiretler. Bu sistem Doğu ve Güneydoğu'da var ve bunlar hala Orta Çağ zihniyetinden ve yapısından kurtulamamışlar. İlkel kabileciliğin hüküm sürdüğü bir coğrafyada temel insani değerlere ilişkin bir olgudan söz edilemez. Bu konudaki menfi bakışa dair önermeleri daha da çoğaltabiliriz. Ancak buna hacet yok.
Son derece başarısız olan ve bugüne kadar sahip olduğu hiçbir iddiasını gerçekleştiremeyen bu sistemin kendini temize çıkarma operasyonuna maruz kaldığımızı düşünmenin ötesinde bir anlam bulamadığımı bir kez daha itiraf etmeliyim.
AŞİRETİ ANLAMAK
Bana göre bu sorunlar aksine aşiret sistemini dejenere ettiğimiz için varlar. Eğer biz o sistemi vaktiyle gelecekte kuracağımız bir yapı için altlık oluşturmuş olsaydık bugün hem siyasal anlamda hem de kültürel anlamda kolayca savrulmazdık.
Çünkü benim bildiğim ve bizzat üzerinde çalıştığım aşiretlerde güçlü bir dayanışma ruhu vardır, kamusal bir vicdan vardır. Aşiretler, insana ait değerlerin üretildiği mekteplerdir. Geleneğin kaynağıdır. Aşiretlerde adam satma yoktur. Arkadan hançerleme yoktur. Kabilesine ve dolayısıyla ülkesine ihanet etmek yoktur. Ve pek çok güzellikler daha da sayabilirim. Ama mevzu uzayacak.
Aşiret, belli bir kan bağı, coğrafi ortak alan ve siyasi ittifakla oluşan sistematik yapılardır. Bir aşirete mensup olmak bir ayrıcalıktır ve buna sahip olmayan bazı sahtekarların “din” üzerinden kendilerine böyle bir alt yapı oluşturduklarını da biliyorum ki benim memleketimde bunlardan yeteri kadar vardır.
Son bir cümle, bölgenin sahip olduğu geleneksel ilişki biçimi mi evrensel değerler için daha elverişli bir zemindir yoksa aşiretlerin olmadığı örgütsel-ideolojik yapısı mı?
YORUM EKLE

banner195

banner142