banner227
Hayırla yaşasın gazeteci Naci İpek, gazete çıkardığı günleri anlattığında, “Bazen günlük 3 bin, 5 bin gazete basardık. Gazete matbaadan çıkıp, mürekkebi kurumadan tükenirdi” derken, 2000’li yıllarda bizim çıkardığımız gazetelerin durumunu kara kara düşünüyorduk.
Televizyonlar 24 saat yayına başlayalı on yıldan fazla zaman geçmiş, 90’lı yılların FM radyolu günleri yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamıştı bile. Düşüncemiz, televizyon ve internet karşısında gazeteciliğin geleceğiydi. Sorun ise milletin okumaya hiç ama hiç meyilli olmayışıydı.
Oysa 2000’li yıllardan itibaren Urfa’da çıkan gazeteler ilk kez doğru dürüst denebilecek seviyede yayın yapıyordu. Resmi ilan peşinde koşanı hariç, ağırlığını siyasete veren, şehrin spor konusunda en küçük amatör takımına kadar bilgiler içeren, kültür-sanat konularına ağırlık veren gazeteleri görmek mümkündü. 90’lı yılların sonuna doğru henüz tipo baskı tekniğiyle çıkan gazeteler ofset baskıyla tanışmış, işler kolaylaşmıştı. Filmli fotoğraf makinelerinin yerini 1.44 mb’lık disketli fotoğraf makineleri almış, ardından dijital makineler, ses kayıt cihazları çıkmıştı. Teknoloji, gazeteciliğin içine de kısa sürede girdi ama köküne de kibrit suyu sıktı.
Gazeteciliğin, haberciliğin, fikir üretmenin ipini çeken hamle ise akıllı telefonlardan geldi.
Telefon, fotoğraf makinesi, kamera, bilgisayar, el feneri, termometre, çalar saat, rehber, ses kayıt cihazı, navigasyon ve bilmem ne kadar zamazingo varsa içine tıkıştırılan telefonlar akıllandıkça, kullanıcının aklını da başından aldı.
Daha önceleri kendisine lazım olan telefon numaralarını aklında tutanlar, şimdi en yakınlarının bile telefon numarasını bilmez oldu.
Akıllı telefonla birlikte gelen sosyal medya ise, tüm kavramların sonunu getirdi. Haber için kurulmuş internet siteleri bile, haberlerine okuru sosyal medya üzerinden bulur oldu. Sosyal medyada güçlü olmayan haber kuruluşları sanal alemde yok olup giderken, basılı yayıncılık ise çoktan tarih olmuştu.
Sosyal medyada gezinenler, 3-5 satırdan fazla yazı okumuyor, okuduğunu anlamıyor. Sosyal medya kullananların çok büyük bölümü hiçbir şey üretmiyor sadece üretilmiş olanı paylaşıyor, beğeniyor.
Gazetecilik yaparken, vatandaşın okumamasından yakınırken yaptığım öneri “Gazeteye talep oluşturmaktı. İnsanlar, ancak bir ihtiyaçlarını giderebilecekleri gazeteyi okurlar, bunun dışında ne yapsanız boş” demiştim. İstediğiniz kadar haber verin, sabah gazeteniz okurun önüne gittiğinde o haber konusu unutulmuş, üzerinden başka şeyler geçmiş olacaktı. İstanbul’da çıkan ulusal gazetelerin bir gün sonra Urfa’ya geldiği günlerde haber tazeliğini korurken, bugün akşam yaptığınız haber sabah çoktan bayatlamış olacaktı. Öyle de oldu. Gelişen teknoloji ile önce yerel gazeteler hiç okunmaz hale geldi, spor ve siyasetle bir süre ayakta kalmayı başaran ulusal gazeteler de kepenk indirecek duruma geldi.
İletişim teknolojisiyle gelen yenilikler, toplumu sosyal, siyasal, kültürel, sanatsal ve her alanda dönüştürmesi beklenen yayıncılığı bitiriverdi.
Peki sonuç ne olacak?
Yayıncılık, insanların talep ve beklentilerine cevap vermediği için ortadan tamamen kalkacak mı?
Yakın zamanda gazete, dergi, kitap gibi şöyle elinize alıp, dokunarak, hissederek okuyacağınız yayınlar olmayacak mı?
Şimdilik öyle görünüyor.
Gelişmiş ülkelerde bir çok gazete ve dergi basılı versiyonlarına son verip sadece sanal yayıncılık yapmaya geçti bile. Ancak sanal yayıncılıkta en önemli şey, güçlü bir sosyal medya altyapısı kurmak. Akıllı telefon kullananlar sosyal medyada görmeden bir haberi okumaya gitmiyor.
Bana kalırsa bu durum kesinlikle değişecek.
İnsanlar, günlük haber almanın dışında daha özel olan konuları basılı yayınlardan okumak isteyecek. Gün gelecek ve sosyal medya bugünkü cazibesini kaybedecek. Biraz iddialı olacak ama çoğu insanın cep telefonunu eline almayacağı, hatta televizyonu belli saatler dışında açmayacağı günler de gelecektir.
Çünkü akıllı telefonlar, akılları tüketti. Aklına sahip olmak isteyenler, bu cihazdan vazgeçecek. Kim ne yapmış, kim nereye gitmiş, kim ne yazmış diye başkasının hayatını gözetleme merakı da bir süre sonra insanlara bıkkınlık verecek. Sadece belli ihtiyaçlar için o cihazlar kullanılacak.
Peki yayıncılığın geleceği nasıl olur?
Dünyayı küçük bir köye çeviren iletişim teknolojisinden insanlar yakın zamanda bıkacak. Dünyanın bir ucundaki bir ülkede yaşanan olaydan haberdar olup, bitişik komşusu ile henüz tanışmamış olan insanlar, gün gelecek ne yaptığının farkına varacak.
Sosyal medyada arkadaş grupları, fikir grupları kurulması, bu grupların genelde aynı ortak çevrede yaşayan insanlardan oluşması, gelecekte yerelliğin öneminin daha da artacağına işaret etmektedir.
Sosyal medyada Afrika kıtasındaki bir ülkenin köyüne su temin edilmesi için yapılan yayını görüp, para bağışlayan insanlar, bir gün kendi içtikleri suyun kalitesini hiç konuşmadıklarını ve bu yüzden tehlike içinde olduklarını anlayacaklar.
Tüm bunlar sanal-sosyal medya üzerinde yürüyemez mi?
Elbette sanal-sosyal medya varlığını güçlendirerek kullanılmaya devam edecek ancak mutlaka formatı değişecek. Daha çok bilgi içerikli olmaya başlayacak. Bilginin işlenmesi ve ihtiyaca göre sunumu farklı alternatiflerle sunulacak. Fakat insanlar bu bilgi ve belgeleri somut olarak görmek istemeye devam edecekler. Elden ele aktarılan, hediye olarak alınıp verilebilen hatta miras olarak bırakılabilen bilgi kaynakları, kitaplar, dergiler, gazeteler gibi basılı materyal önem kazanmaya başlayacak.
Yayıncılığın altında yatan en önemli sebep ne diye düşünecek olursak, bu sorunun cevabı kişiden kişiye göre değişir. Ancak en temel sebep, iki yönlü faydadır. Birincisi yayıncının para kazanmak veya para kazanmanın önündeki engelleri aşmaya yönelik fayda arayışı, ikincisi ise okur kitlesinin bilgi edinmek, siyasi, kültürel veya farklı bir amacını gerçekleştirmeye yönelik fikrini geliştirme düşüncesiyle edineceği faydadır.
Gelecekte bunlar olacak.
Eğer çocuklarınızın geleceğini düşünüyorsanız çoktan televizyonu açma-kapama saatlerini belirlemiş olmalısınız. Tablet veya telefon kullanmasını kısıtlamış, bilgisayar başında geçireceği süreyi kısmışsınızdır. Tüm bunları kendiniz için de yapacağınız günler artık geldi.
Haydi kapatın ekranları, alın bir kitap okuyun bakalım.
Hayatınız ne kadar değişecek.
Ben çoktandır bunu yapıyorum.
Elimde ŞURKAV’ın çıkardığı Şanlıurfa dergisi var. “Doksandaon” lakaplı Kısaslı Aşık İsmail Kondu’nun konu edildiği bir makale okuyorum. İ. Halil Elveren’in kaleme aldığı makalede, 2012 yılında aramızdan ayrılan bir kültür hazinemizin hayatı, düşünce dünyası ve çileli hayatı irdeleniyor. İlkokulu bile bitirmemiş bir insanın, kendini geliştirmek isterse neler yapabileceğini, ne sözler edeceğini çok güzel ortaya koymuş, uzun emek ve uğraşıdan sonra okurun önüne konan nefis bir yazı.
Yazımızı Merhum Doksandaon’un şu dörtlüğü ile noktalarken ekleyelim, bunlar sosyal medyada yok.
Ta ezelden dostlar bizi,
Kese gelmiş kese gider.
Cehaletin acı yeli,
Ese gelmiş ese gider.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner142