banner227

Mazhar Bağlı, bu kez sert yazdı

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi,AK Parti  MKYK üyesi  ve gazetemizin köşe yazarlarından Prof. Dr. Mazhar Bağlı,  “Doğu-Batı arasında Türkiye ve Kürt meselesi” konulu bir yazı kaleme aldı. Bağlı, yazısında, “İkisi de bu toplumun geleceğini bir başka bilgi kuramından, siyasal-ideolojik tecrübeden (PKK faşizmden, Gülenizm siyonizmden) devşirdikleri tezgahlarla kurgulamak istemektedirler. Bu anlamda büyük bir rekabet ve çatışmaları var ama esas düşmanları bugün yerli sivil siyaset olduğu için aynı amaca hizmet etmekte birbiri ile yarış halindedirler” dedi.


Prof. Dr. Mazhar Bağlı, Yenişafak Gazetesi’ne yazdığı yazıda, Türkiye’nin politikaları, PKK ve Gülen Cemaatini ele aldı. Bağlı, “Her ne kadar gündelik hayatın içinde kolayca fark edilmese de dünyadaki değişimleri belirleyen esas dinamik bilgidir” diyerek, yazısında şunları kaydetti;

“Bilgi kuramıdır. Varlığa karşı sahip olduğunuz yaklaşımdır, yöntem-ideolojidir. Ki bu da aynı zamanda dünyayı yönetme biçimi ile ilgilidir. Zira dünyayı okuma biçimimiz aynı zamanda onu yönetme tarzımız olarak da tezahür eder.

Ayağımızın bastığı yeri tarih ve toplum belirlemiş olsa dahi durduğumuz yerden gördüklerimizi değerlendirme yetkinliği her zaman bizdedir. Evrene özgün bir değer yükleme veya anlam katma çabamız her zaman vardır. Belki de yönteme ve varlığa ilişkin kadim olan ikili ayrımın esas parametrelerinden birisi de ayağımızın bastığı yer ile ufkumuzu çizen değerler arasındaki açmazdır.

Doğu ve Batı farklılaşması ya da ayrımı da aynı çerçevede görülebilir. Nihayetinde bu tasnifin esas eksenini 'dünyayı okuma biçimi' ve yöntem oluşturmaktadır. Bu iki yaklaşım arasında pek çok ayrım noktalarına işaret edilebilir ama bana göre bu iki tarz arasındaki esas fark 'kutsala' dair sahip olunan temel iddialardadır. Herhangi bir kutsalın varlığı veya yokluğu değildir kastım. Her ikisinde de kutsallıkla ilgili bir fikrin, bir inancın var olduğu hepimizin malumudur. Ayrım, kutsalın ne olduğu ve nasıl bilinebildiği üzerinedir.

 

Dünyayı okumak

Batı için kutsal olan 'bilgi'dir. Doğu'da ise kutsal olan bizzat Tanrı'dır, 'Yaratıcı'dır.' Batı'da kutsalı bilmek için kişisel bir çaba gerekir, Doğu'da ise kutsalın 'bilinirliği apaçıktır.' Onun için Batı düşüncesinde insanın kişisel başarısına giden yol Tanrı'ya kafa tutmaktan geçer. Ona ne kadar çok itiraz edip kendi özerkliğini genişletirse o kadar maharetli sayılır. Zaten özgürlük demek, kişinin kendi elinde olmayan şartların ona dikte ettiği tüm dışsal faktörlerden, kendi aklını kullanarak kurtulması demektir.

Mevzu derin ve uzun, ancak bugün ülkemizi geleceğe taşımak zorundaysak eğer tam da bu konulara kafa yormamız gerekmektedir. Yöntemi, bilgiyi ve insanın durduğu yer ile perspektifini belirleyen çerçeveyi bilmek zorundayız.

Kendi kimliğimizi ve referanslarımızı bilmediğimiz zaman doğal olarak dünyayı okuyamayız ve tarihe eşlik edemeyiz. Tarihin gerisine düşmemek gerektiğini belki de en acı bir tecrübe ile yine tarihten öğrenen biziz. Osmanlı, dünyayı okumada tarihin gerisine düşünce o hazin son kaçınılmaz oldu.

Unutmamak gerekir ki dünyada olup bitenleri, Sanayi Devrimi, yeni teknolojinin dönüştürdüğü zihniyet ve kentleşme gibi yeni doğan sosyolojik olguları kendi bağlamı içinde okumada geç kalmak, Osmanlı'nın dağılmasına giden yolun ilk taşıdır. Tarihin, dünyanın ve değişimin gerisinde kaldığı için rakiplerine karşı bir varlık gösteremedi.

 

Türkiye'nin politikaları geçerli

Bugün dünyada yeni bir düzen kurulmakta, Ortadoğu birçok gelişmeye sahne olmakta, beklenmedik değişimler yaşanmakta, ülkemizde çok kritik bir süreç işlemektedir. Bunları nasıl ve hangi eksende okumamız gerektiğini ve hangi öngörülerde bulunabileceğimizi analiz etmemiz gerekir.

Her şeyden önce yapmamız gerekenlerden birisi, Ortadoğu'daki gelişmeleri sadece iç dinamiklerin dışındaki aktörlere bağlı kalarak yapılan okuma alışkanlığımızı bir kenara bırakmalıyız. Elbette birileri burayla ilgili kötü senaryolar üretiyordur ve uygulamaya da imkân bulmaktadır. Bu durumun bizatihi varlığı bile bizim kendimize dönük bir özeleştiriyi yapmamızı mecburi kılmaktadır.

İkincisi de şudur, söylemsel ifadelerden çok pratik uygulama örnekleri ile sorun çözme kabiliyetimizi ve aklımızı somutlaştırmamız gerekmektedir. Var olan sorunlarımızı çözmemizdir. Ki bu anlamda Kürt meselesi aslında sadece Türkiye için değil Ortadoğu için büyük bir deneyim ve başarı hikayesi olacaktır. Zaten PKK'nın da hedefinde aslında Türkiye'den ziyade Ortadoğu vardır. PKK, sadece Türkiye vereceği tahribat üzerinden bu coğrafyanın bir aktörü olamayacağının farkındadır. Suriye'de hem Esad'dan yana hem de ona karşı olmasının, Irak Kürdistanı'nda hem Barzani'ye kin kusmaları hem de o coğrafyayı kutsal bir ütopya haline getirmelerinin nedeni de budur. Ezcümle hedef Ortadoğu'dur. Türkiye Ortadoğu'da mesafeli bir diplomatik ilişki sahibi iken PKK, sadece 'güvenlik' birimlerine yönelik özel bir düşmanlık pompalıyordu. Türkiye burada müstakil politikalar geliştirmeye başlayınca bu kez örgüt topyekûn ülkeye, özellikle de sivil siyasete karşı kin kusmaya başladı.

PKK şu an var olan batılı düşünce biçiminin farklı bir yüzünü çözüm olarak dayatarak aslında içerden bir dejenerasyonu temel bir strateji haline getirmişken bugün ortaya konan çözüme kerhen razıdır. Hatta razı değildir. Lakin buna rağmen hükümetin ısrarlı duruşu onları bu işe icbar etmektedir. Aslında PKK, bu sorunun AK Parti gibi 'yerli bir aktör' tarafından çözülmesinden rahatsızdır. Bölge sosyolojisinin temel dinamiklerini değiştirebilmeyi henüz beceremediği için, sayın reis-i cumhurun bölgedeki toplumsal alanda sahip olduğu desteği karşısına almayı göze alamadığı için işi çaktırmadan sabote etme stratejisini izlemektedir.

 

PKK ve bileşenleri

AK Parti'nin iktidara geldiği günden bu yana bu konuyu 'müzakere' ile çözme isteğini örgüt ve örgütün elebaşı hep geri çevirdi. Öcalan ve onun kurşun askerleri bu sorunun Ergenekon ve askerle çözülmesi gerektiğini her görüşmede dile getirdiler. Savaşı kimle yaptıysan çözümü de onunla yaparsın dediler. AK Partiye güvenmiyor olmalarından değil, onun eliyle çözülmesini istemediklerinden dolayı hep başkaları ile iş tuttular. Bundan dolayı da bölge kamuoyuna sürekli Recep Tayyip Erdoğan'a güvenmedikleri propagandasını yaptılar. Aslında esas sorun güven değildi, çözümü yerli olan bir aktörün elinden almaktı.

Bunu başaramayacaklarını gördükleri için çözüm süreci başlayabildi. PKK ve bileşenleri, bu ülkenin asıl aktörünün siyaset olduğunu ve toplumun da bunu benimsediğini gördüğünden bu yana bu çözüme razı olmuştur. Çözümü aradıkları için değil.

Örgüt ve bileşenleri artık sivil aktörlerle bu işin çözülmek zorunda olduğunu, bu aktörlerin de mutlaka yerli olabileceğini fark ettiler ve bunun için de istemeye istemeye bu işe yanaştılar. İlk anda masayı devirmeye hazırlar.

Son zamanlardaki yol kesmeler, araç yakmalar, heykel dikmeler ve eşkıyalıklar da bunun içindir. Türkiye'nin sabrını test ederek işin bitirilmesini istedikleri çok açıktır. Sürekli Ortadoğu'ya referansta bulunmaları da bundadır zira. Bu gerçeği bilerek yola devam etmek durumundayız. Bu bizim için insani ve İslami bir sorumluluktur. Tarihi bir görevdir. PKK'ya, Gülenist eşkıyaya ve bozguncu batılı epistemolojiye rağmen bu sorunu çözmek zorundayız.

 

PKK faşizmden, Gülenizm Siyonizmden devşiriyor

Bana göre her iki örgüt de (PKK terör örgütü ve Gülen istihbarat örgütü) bu meselenin yerli bir akıl ile çözülmesini istemiyorlar. Çünkü çözüm sonrasına adapte olamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Her iki örgütün de ideolojisi çıkarcı-batıcı-pozitivist bir eksende kurgulandığı için sürecin sonunda yerli bir epistemoloji ile gerçekleşen yeni bir zeminde yer bulamayacaklardır. Zira sürece sağduyulu halkın, kamuoyunun dahil edilmesi dengeleri değiştirdi. Nitekim hem PKK hem de Gülenizm, bu coğrafyada yerli referanslarla kurgulanmış toplumsal ve siyasal projelerin uygulanmasını istemedikleri için bugün siyasete düşmanlık bakımından aynı karede yer almaktadırlar.

İkisi de bu toplumun geleceğini bir başka bilgi kuramından, siyasal-ideolojik tecrübeden (PKK faşizmden, Gülenizm siyonizmden) devşirdikleri tezgahlarla kurgulamak istemektedirler. Bu anlamda büyük bir rekabet ve çatışmaları var ama esas düşmanları bugün yerli sivil siyaset olduğu için aynı amaca hizmet etmekte birbiri ile yarış halindedirler. Ki son dönemde gerçekleşen karşılıklı görüşmeleri de ortak düşmana karşı ittifak arayışındandır.

banner191
banner217
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner142