banner196
banner186

Suruçluların Kaymakamı, Kobanililerin Başkanı!
banner206

Suruç İlçesi Kaymakamı Abdullah Çiftçi, Suruç’ta kaymakamlık yapmanın yanı sıra 26 Bin Kobanili sığınmacının konakladığı Suruç Çadırkent Konaklama Tesisine de deyim yerindeyse belediye başkanlığı yapıyor.

 

RÖPORTAJ: REŞAT UZUN

Bu haftaki röportajımızın konuğu Şanlıurfa’nın Suruç İlçesi Kaymakamı Abdullah Çiftçi oldu. 2013 Yılının Ağustos ayından itibaren Suruç Kaymakamlık görevini yürüten Çiftçi, Suruç’ta belki de Türkiye’de hiçbir vali ve kaymakamın çekmediği sıkıntılarla karşı karşıya geldi. Halkla iç içe olan ve mütevazı bir devlet adamı olarak dikkat çeken Kaymakam Çiftçi, Suruç İlçesinin hemen karşısında yer alan Suriye’ye bağlı Kobani İlçesinde IŞİD ile PYD arasında yaşanan çatışmalardan dolayı ilçeye göç eden mültecileri ağırlama konusunda iyi bir süreç yönetti. Kobani’den 3 gün içerisinde gelen 180 Bin kişiyi Ankara’nın talimatıyla ilçeye alan Kaymakam Çiftçi, onların ağırlanması noktasında da süreci iyi yöneterek, Dünya’da bu konuda birçok ülkenin bile yapamayacağını başararak Suruç’tan Dünya’ya insanlık dersi vermeyi başardı.

 

“Bizim emanetimizler”

Bunun yanı sıra Dünya’nın en büyük modern çadır kenti olan Başbakanlık AFAD Suruç Çadırkent Konaklama Tesisi’nde kalan 26 Bin kişinin derdiyle de dertlenen Çiftçi, “Onlar Suriye’ye dönenen kadar bizim emanetimizler, onların malları ve namuslarını korumak bizim vazifelerimizden biridir” dedi.

 

“136 Bin Suriyeli geri döndü”

Çadır kentte sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Kaymakam Çiftçi, Kobani’de IŞİD ile PYD arasında yaşanan çatışmaların sona ermesinin ardından 136 Bin kişinin Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan karşı tarafa geçtiğini belirtti. Çiftçi, mevcut kalanların çok kısa sürede Kobani’ye dönmelerini beklemediklerini dile getirerek, “Şuanda kapımız geri dönüşlere açık, geri dönüşler var ama her geçen gün azalarak devam ediyor, haftada ortalama 400-450 kişi arasında geri dönüş var. Bu sadece çadır kentten değil Türkiye’nin dört bir tarafına göç etmiş ve tutunmayan insanlar, çadır kent içerisinde sınırlı bir dönüş var” dedi.

 

İşte Kaymakam Çiftçi ile gerçekleştirdiğimiz o röportaj…

Şanlıurfa’nın 13 ilçesinde en çok konuşulan, en çok medyada yer alanların başında siz geliyorsunuz. Bunun da sebebi Suruç’un karşısında yaşanan Kobani olayıydı. Suruç Kaymakamlık görevinize geldikten sonra Kobani’de savaş başladı. Kobani olaylarından önceki Suruç ile ilgili neler söylemek istersiniz?

2013 Yılının Ağustos ayında Suruç’taki görevime başladım. Suruç’a geldiğimizde Kobani’de nispeten bir huzur ortamı vardı. IŞİD’in kısmi saldırıları olsa bile büyük bir şey yoktu. Ancak geldiğimden 2-3 ay sonra Kobani’deki olaylar daha bir sıklaşmaya başladı, IŞİD’in saldırıları civar köylerde daha çok hissedilmeye başlamıştı. O zaman Mürşitpınar Sınır Kapısı halen açık değildi, fiili olarak kullanılıyordu ama Kara Kuvvetlerine bağlıydı, sınırlı sayıda giriş çıkışa izin veriliyordu. O zaman bizlerin müracaatı ve Valiliğin talebiyle Mürşitpınar Sınır Kapısı, 2014 yılının Mart ayında geçici karabulut kapısı ilan edildi ve yardımların karşıya ulaştırılması, cenazelerin karşılıklı değişimi ve yaralıların tedavisi noktasında bu kapıdan geçiş noktasında imkan tanındı. 2014 Yılının Mayıs ayında ilk kez bir yardım konvoyu Kobani’ye gönderildi, ondan sonra da çok ciddi yardımlar ulaştırıldı. Kobani Kantonu ile resmi bir ilişkimiz yoktu ama sınırda zaman zaman istihbarı amaçlı görüşmeler yapılıyordu ve yardımların ulaştırılması noktasında bir işbirliği vardı ancak 19 Eylül 2014 tarihinde büyük bir göç dalgası geldi, aslında 18 Eylül’de gelmişti sınıra daha sonra Ankara’nın talimatı ile 19’unda ülkemize alınmaya başlandılar.

 

IŞİD, Kobani’yi vurmadan önce neden insanlar tel örgülere saldırdı? Bununla ilgili tespitiniz nelerdir?

IŞİD’in tüm bölgeye yaydığı bir korku vardı, bu bir savaş stratejisiydi. IŞİD’in gittiği bölgelerde halka zulüm ettikleri, erkeklerin başını kestikleri, işkence yaptıkları yönündeki videolar ve Kobani’deki hemen hemen her köyü arayıp ‘Biz geliyoruz, boşaltın’ şeklinde talimatı halkın üzerinde büyük etki yaptı. Bu nedenle evdeki malzemesini kapan sınıra geldi, daha IŞİD 30-40 Km mesafedeyken insanlar büyük bir korkuyla kendilerini Türkiye’ye atma yönünde seferberlik içindelerdi ve kendilerini tellere vuruyorlardı. Tabi bu IŞİD’in korkuya dayalı bir savaş stratejisi kısmi de olsa bu konuda başarılı olduklarını ifade edebilirim.

 

Kobani’den kaç bin kişi geldi?

Aslında şu kadar kişi geldi diye net rakamı söylemek mümkün değil. İlk 3 gün içerisinde 180 Bin insan geldi. Bu rakam daha sonra azalarak devam etti. Bizim son verilerimiz ve tespit edebildiğimiz rakam 210 Bin Suriyelinin Türkiye’ye geldiği yönünde. Tabi ki büyük bir olaydı. Suriyelilerin gelişinde gördüğümüz manzara mahşeri andırır bir manzaraydı. IŞİD, Karamut Köyü'ne tankını çıkardığında halkın tamamı araçlarıyla, hayvanlarıyla ve tren yolunun üzerinde bekleyen halk mayın tarlasının içerisinden koşa koşa Türkiye sınırına doğru geldiler, arada bir mayınlar da patlıyor ve yaralılar da oluyordu ama çok şükür bir can kaybı olmadı bu süreç içerisinde. Sınıra gelen insanlar da biran önce kendilerini ülkemize atma derdi içerisindeydiler ve büyük bir kargaşa vardı. Biz IŞİD’in insanların üzerine ateş etme ihtimalini göz önünde bulundurarak biran önce Ankara’ya sınırı açma kararını ilettik, Ankara’dan da bu yönde karar geldi. Biz ilk gün 10 noktadan alımlar yaptık, ikinci günde ise iki noktadan alımlar yaptık, alımlar kontrollü bir şekilde devam etti.

 

Kobani savaşı kaç gün sürdü?

19 Eylül’den başlayan savaş yaklaşık 5 ay sürdü. İlçe olarak bu savaşı tüm yönleriyle hissettik, biz sınırdaki köylerimizin çoğunu boşalttık, bu sayede çok şükür 5 ay sınırda savaş devam etmesine rağmen ufak tefek yaralanmalar dışında herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

 

Suruç’un iki katı kadar gelen halk kitlesi vardı, Devlet seferberlik ilan etmişti. Devletin, IŞİD’i desteklediği yönünde algı yapanlar vardı. Devlet bir yandan halka yardım ediyordu ve bir yandan da algı operasyonu söz konusuydu? Bu süreci nasıl yönettiniz?

İlk günden itibaren çok hassas bir süreçti. Diyarbakır’dan, Mardin’den civar illerden toplanıp getirilen bir kitle vardı. Bu kitlenin özellikle amacı Türkiye’nin Kobani’den gelen Kürtleri kucaklamak görüntüsünü gölgelemek istiyorlardı ve sürekli “Türkiye IŞİD’i destekliyor imajı, trenler IŞİD’e tank taşıyor” söylentisi yayılmaya başlandı. Yani fiziki olarak uygun olmayan şeyleri yaymaya çalışıyorlardı. Ancak biz tüm bu söylentilere rağmen devletin bütün birimleri Sayın Valimizin koordinesinde 4 tane de Vali Yardımcısı görevlendirilmişti ilçemize, çok başarılı bir şekilde hem algıyı yönetme hem de o insanları yardımına koşmaya başladık. Suruç’ta Çukobirlik Tesisleri lojistik merkezi haline çevrildi ve orada Türkiye’nin Hakkâri’sinden, Edirne’sine kadar, Tekirdağ’dan Kars’a kadar bütün alanlardan yardımlar geldi. Çok zor olan bu süreç birlik ve beraberlik içerisinde tabiri caizse hafif atlatıldı. Tabi burada Suruç halkının bu insanları kucaklaması, evlerini açmasının da çok büyük rolü var. Bundan dolayı Suruç halkına da teşekkür etmek istiyorum.

 

Kaç geçici barınma merkezi kuruldu?

3 Geçici barınma merkezi kuruldu daha sonra Mürşitpınar Sınır Kapısının oradaki Süleyman Şah Parkı’nın içinde kurulan 2 bin kişilik geçici barınma merkezi vardı, savaşın etkisi altında kaldığı için orayı da taşıma durumunda kaldık ve daha sonra geçici barınma merkezi sayısı 2’ye indi. Suruç YİBO’daki 12 Bin kişilik barınma merkezi ve Aligör Jandarma Karakolu bölgesinde kurulan 2 Bin kişilik bir barınma merkezi kuruldu, insanlar 3-4 ay orada barındı daha sonra şuanda içinde bulunduğumuz Suruç Çadırkent Konaklama Tesisine taşındı. Çok şükür burada görevlendirilen bütün devlet görevlileri AFAD’ı, Kızılay’ı, sivil toplum örgütleri ve tamamının desteğini aldık. Aslında bütün Dünya’nın gözü buradaydı ve süreç başarılı bir şekilde idare edildi. Herkes buradaki başarıyı anlatıyor. Bazıları, Amerika’ya bile bu kadar mülteci geçtiği zaman Amerika’da büyük bir kriz yaşanırdı ama Suruç gibi küçük bir ilçeye insan gelmesine rağmen bir kriz oluşmadı.

 

Bunun nedeni nedir, Kobani ile Suruç halkı arasında akrabalık ilişkilerinden dolayı

mı kaynaklanıyor?

Sadece ona bağlamak değil. Türkiye, her zaman mazlumun ve mağdurun yanında yer almıştır ve dolayısıyla nerede bir mağdur, nerede bir mazlum varsa kendinden bir şeyler vererek bu insanların yardımına koşmuştur. Nitekim şuanda Türkiye 2 buçuk milyon insanı barındırıyor.  Tabi ki akrabalık bağının bulunması da bir argümandır ancak Suruçluların çoğu buraya gelen mültecilere kapılarını açarken bunları tanımıyordu. Suruç güzel örneklerden birini teşkil etti. Gerek devletin ciddi koordinasyonu gerek milletin ciddi yardım seferberliği ve gerekse Suruç halkının da bu insanları kucaklamasıyla aslında çok büyük kriz olan bu süreç, herhangi bir kriz olayı oluşmadan, toplumsal olay yaşanmadan noktalanmıştır. Suriyelilerin nüfusu Suruçluların nüfusundan fazla olmasına rağmen asayiş olaylarında herhangi bir artış olmadı hatta bazı noktalarda azalma oldu.

 

Şuan röportaj yaptığımız çadır kent, Türkiye’nin en büyük kampı, burada kaç kişi yaşıyor?

Aslında buraya çadır kent demek hafif kalıyor, 35 bin kişi kapasiteli bir çadır kent, şuanda 26 Bin misafirimiz var. Bu rakamın yakın zamanda 30 Bine çıkma durumu var, Akçakale’den 5 bin kişilik Suriyeli bekliyoruz. Zaman zaman bu rakam 33, 34 Binlere kadar çıktı. Bugüne kadar çadır kentte giriş çıkışlarla birlikte misafir ettiğimiz insan sayısı 57 Bin civarındadır. Burası bir şehir, bir şehirde olması gereken hemen her şey var, Türkiye’de birçok ilçenin nüfusundan büyük, bazı illerin nüfusundan büyük nüfus barındıran bir yer. Suruç’ta kaymakamlık yaptığımız kadar burada belediye başkanlığı yapıyoruz. Çünkü buradaki insanların altyapısından üst yapısına kadar her şeyle sizin ilgilenmeniz gerekiyor. Çadır kent 1047 dönüm üzerine kurulmuş büyük bir alandan oluşuyor, 15 mahalle ve 7 bin çadır bulunuyor. Her mahallemizde insanların kendi seçtikleri Suriyeli bir yönetim var. Bunun yanında bizim verdiğimiz tercümanlar da onlara yardımcı oluyor. Her mahallenin içerisinde 8 tane sosyal donatı çadırı  var, muhtarlık çadırı, kadın mescidi, erkek mescidi, erkek ve kadın televizyon odası, spor alanları ve sosyal alanlar var. Ayrıca 6 tane süper marketimiz var, okulumuz var, hastanemiz var. Okulda 6 Binin üzerinde öğrenci bulunuyor, hastanemiz şuanda 130 Binin üzerinde poliklinik hizmeti vermiş durumda, şimdi yeni bir hastane yapılıyor, halk eğitim merkezimiz var, yetişkinlere yönelik hemen hemen tüm kurslar var.

 

Suriyelilere yönelik istihdam anlamında bir çalışmanız var mı?

Buradan yetişenlerin bir kısmını da çadır kentin içinde istihdam ediyoruz, çadır kentin içerisinde kurmuş olduğumuz 100 kişilik bir tekstil atölyesi var. Dışarıdan bir şirketle anlaştık, şirketin getirdiği malzemeler onlar tarafından dikiliyor ve Almanya’ya gönderiliyor. Burada çalışanlar da ücret dâhilinde çalışıyorlar. Yine burada kalan insanların büyük bir kısmı dışarıda çalışıyor, tarımda, organize sanayide ve başka işlerde çalışanlar var. Özellikle yaz aylarında dışarıya giriş çıkış yapanların sayısı 6, 7 Bini buluyor. Burada kişi başı kartlara 85 lira yüklüyoruz, bu para sadece yemek için veriliyor, bu parayla ihtiyaçlarını alıp kendi yemeklerini kendi çadırlarında pişiriyorlar. Bunun yanında elektrik parası, su parası, kira parası ve benzeri herhangi bir masrafları yok. Giyimleri ve hijyen malzemeleri de çoğu zaman çadır kent idaresi tarafından dışarıdan gelen yardımlarla karşılanıyor. Yani bakıldığında çadır kentin içerisinde kalan Suriyelilerin ekonomik yönden de çok büyük sıkıntılarının olmadığını rahatlıkla ifade edebilirim. Ayrıca mağduriyet yaşayanlara da pozitif ayrımcılık yapılarak arkadaşlar tarafından yardım ediliyor. Burası sahip olduğu imkânlar itibariyle birçok Suriyelinin Suriye’de sahip olmadığı imkâna kavuştuğu bir yerdir. Suriye’deyken sahip olmadıkları eğitimi buradan alabiliyorlar. Çadır kentten Kobani’ye dönüşlerin yavaşlamasının altında da bu var.

 

Özellikle genç neslin Kobani’ye dönmemesinin sebeplerinden birinin orada PYD’nin baskısı altına girebilmekten korkmaları olabilir mi?

Tabi ki insanların bu yönde tereddütleri var. İşte geri döndüklerinde ‘Genç kızımız, genç erkeğimizi PYD’ye vermek zorunda kalacağız’ diye düşünerek Kobani’ye gitmek istemeyenler var. Savaş ortamına dönemeyenler çok fazla, oradaki eğitim sisteminin çok fazla geleceği yok, bunun için burada kalmak isteyenle var. Bunun yanında oradaki ortama dönüp savaş ortamını tekrar yaşamak istemeyen insanlar dönmek istemiyor. Haklılar. Çünkü ciddi bir travma yaşadılar, memleketlerini terk ettiler, Kobani’nin büyük kısmı halen enkaz durumdadır. Her geçen gün şehir her ne kadar yenileniyorsa da bu 1-2 yılda hal edilecek bir enkaz durumu değil, daha büyük bir güç gerektirecek durumdur. Dolayısıyla insanların şuanda dönmesini beklemiyoruz. Her ne kadar 136 Bin insan döndüyse de mevcut kalanların çok kısa sürede Kobani’ye dönmelerini beklemiyoruz. Şuanda kapımız geri dönüşlere açık, geri dönüşler var ama her geçen gün azalarak devam ediyor, haftada ortalama 400-450 kişi arasında geri dönüş var. Bu sadece çadır kentten değil Türkiye’nin dört bir tarafına göç etmiş ve tutunmayan insanlar, çadır kent içerisinde sınırlı bir dönüş var. Biz arzu ediyoruz ki; Biran önce Kobani olsun, Suriye’nin diğer bölgeleri olsun huzura kavuşur, savaş ortamından kurtulur ve buradaki kardeşlerimiz de kendi memleketlerine huzur içerisinde dönebilsinler ama dönene kadar bizim misafirlerimiz, bizim emanetimizler, onların malları ve namuslarını korumak bizim vazifelerimizden biridir.

 

Suruç’ta yakın tarihte çok talihsiz bir bombalı eylem gerçekleşti. Suruç ve Şanlıurfa’nın imajı açısından kötü bir gündü, o gün ne oldu? Devlet yine suçlandı, Hükümet yine suçlandı, güvenlik kuvvetleri suçlandı. Suruç’un mülki amiri olarak o günü bire bir yaşayan bir insansınız, Suruç’taki bombalı eylemin amacı neydi?

Sosyalist Gençlik Derneği Federasyonu (SGDF)'lilerin “Kobani’yi yeniden inşa edelim” adı altında Suruç’a 19 ilden geleceklerini istihbaratını almıştık, herhangi bir resmi talep, herhangi bir talep yoktu. Biz bu gençlerin geleceğini ve karşıya geçmek isteyeceklerini, izin verilmeyince de zorlama noktasında belki bir durumla karşılaşılacağını öğrenince çok ciddi tedbirler aldık. Programdan bir gün önce ilçenin giriş çıkışlarında kontrol noktaları oluşturuldu, ek güvenlik kuvvet talebinde bulunduk, önemli sayıda kuvvet ilçeye geldi. Grup 19 farklı ilden araçlarla ilçeye girdiler, ilçeye girişlerinde bu arkadaşlar arandı ve 2 kişinin daha önceden aramaları olduğu için gözaltına alındı. Tabi bunların karşıya geçip dönemeyecekleri oradaki savaşa da katılmak istedikleri yönünde istihbarı bilgiler vardı. Dolayısıyla bu konuda emniyetteki arkadaşlar da hassastı. İlçede alınması gereken tedbirler konusunda tüm önlemler alınmıştı hatta bu patlamanın meydana geldiği günün bir gün öncesinde gece ben buradaki HDP’li ve BDP’li parti başkanlarıyla ilçe müdürümüzün de bulunduğu bir görüşme yaptık. Bu gruba sahip çıkmalarını, Suruç’un zaten zor bir süreç geçirdiğini ve herhangi bir sıkıntı yaşanmaması, bunların olay çıkarmaması noktasında bize yardımcı olmalarını istedik. Onlar da, bunu memnuniyetle karşıladı. HDP’li ve BDP’liler, gelen 400 kişiden oluşan grubun Kobani’ye geçmek istediklerini ifade ettiler. Biz Kobani’ye 400 kişiyi güvenlik açısından geçiremeyeceğimizi ifade ettik ancak gelen kişilerin buradan eli boş dönmemeleri adına topladıkları malzemeleri beraberlerinde her ilden bir temsilci olmak üzere toplam 19 kişiye izin verelim, bunlar karşıya geçsin ve topladıkları malzemeleri Kobani’ye götürüp geri dönsünler diye anlaştık. Ertesi gün saat 10.00 gibi o dönemin HDP Milletvekili Ziya Çalışkan, benimle görüşmek istediğini ve gelen grubun temsilcileriyle beraber bizi ziyaret edecekleri söylendi. Ben de, 11.00 gibi randevu verdim, gelsinler görüşelim diye… Bekledim gelmediler aradan yarım saat geçince Sayın Vekilin gecikeceği ve ziyaretin bu aşamada gerçekleşmeyeceği söylendi. Biz bu konuşmaları yaparken, o zaman ilçemize o zaman yeni atanan Cumhuriyet Savcısı Mahmut Bey ziyaretime gelmişti. Biz Mhamut Bey’le sohbet ederken, patlama sesi geldi. Patlamadan 2 dakika sonra İlçe Emniyet Müdürümüz aradı ve ortamın çok kötü olduğunu söyledi. Ben hemen Savcı Bey’den izin alarak, araca binip hemen olay yerine gittim, gittiğimizde çok kötü bir manzara vardı, millet şoktaydı, etrafta toplananlar bize tepki vermeye başladı, aradan provokatörler çıkıyordu. Biz orada milletle konuşarak, zamanın kavga zamanı olmadığını yaralıların ve ölülerin olduğunu, polise ve askere yardımcı olunması konusunda ricada bulunduk ve millet sağduyu kazandı, herkes bu insanların yardımına koştu. 34 kişi vefat etti, 100’ün üzerinde de yaralı vardı, çok kısa süre içerisinde yaralıların ve cesetlerin nakli sağlandı, olay yeri incelemeleri sağlandı. Suruç halkına da teşekkür etmek istiyorum, bu olaydan sonra provokasyona gelmediler. Maalesef Suruç’taki patlama, Türkiye’deki sürecin bir yerde bozulmasına sebep oldu, arkasından da Ceylanpınar’da 2 polis şehit edildi, Adıyaman’dan 1 askerin şehit edilmesi süregelen barışın bozulmasına sebep olan olaylar gibi göründü.

 

Patlama günü Suruçluların olmadığı, HDP heyetlerinden temsilcilerin olmadığı bazı duyumlar vardı, bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Bu tabi algı yönetmek birilerini mahkeme kararıyla olmadan yargılamak istemem ama tabi bu bütün Suruçluların değil bütün Türkiye’nin dikkatini çekti. Orada ölenlerin içinde sadece dışarıdan gelen grupların olması tabi dikkat çekilmesi gereken bir nokta ama yani kültür merkezinin içerisinde HDP’li yöneticiler vardı. Kültür merkezi ve iç tarafında onlarla beraber olan HDP’liler vardı. Bu noktada bu olay bir tarafa çekmek adına söylemek istemiyorum ama tabi süreç içerisinde patlayan canlı bombanın kimliğinin işte bulunuş şekli, medya farklı yönlerden haber verme şekli itibariyle birçok soru işaretlerinin olduğu bir olaydır. Bu ama bu olay kimin tarafından yapılırsa yapılsın gerçekten Türkiye’nin huzuruna, barışına ve devam edegelen o barış ortamını bozma noktasında bir fitil oldu. Fitil ateşinin yakmış olduğu bir olay maalesef çok çok acı bir olay 34 canımızı kaybettik. Biz burada fikri, düşüncesi ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 34 kişiyi kaybettik. Tabi arkasında farklı şeyler olabilir. O gruptan birilerinin iyi niyetli olup olmadığı noktasında şüpheler olabilir. Grubun içerisinde birçok insanın ölmesi ve yaralanmasına rağmen, buna rağmen karşıya Kobani’ye kaçak geçenler oldu, grubundan içerisinde oldu. Sonrasında yakalandı, yani soru işaretlerinin çok olduğu ve arkasından Ankara’da, Diyarbakır’da ve İstanbul’da birçok yerde canlı bomba patlaması oldu. Zaman zaman bizde suçlandık canlı bombanın aranmadığı yönünde hayır yani Suruç’taki belki tarihin en önemli güvenlik önlemlerinin alındığı günlerden birisiydi o gün ama kendini öldürmeye gelmiş bir insanı takdir edersiniz ki yeterince istihbarat bilginiz olmadan tespit etmek çok kolay değil. Bu durumda güvenlik kuvvetlerinin bu noktada Suruç gibi 210 bin insanın geldiği ve her gün heyetlerin geldiği sürekli bir sirkülasyonun olduğu bölgede net bir bilgi olmadan gelen birinin canlı bomba olduğunu tespit etmek çok kolay değildir. Böyle bir süreçte bu kötü olayı yaşadık, gerek bizler gerek güvenlik kuvvetleri olayın öncesinde ve sonrasında çok büyük bir hassasiyet gösterildi. Bu gelen grubun olaya mazur kalmaması, gruptan kaynaklı bir olayın oluşmaması noktasında da çok büyük bir hassasiyet gösterildi. Çok büyük bir şansızlıktır, çok büyük bir olaydı ama maalesef artık bu olaydan sonra da yani hani konuşmak çok kolay değil biz devlet olarak, güvenlik kuvvetleri olarak alınması gereken bütün tedbirler o süre içerisinde alınmıştı. Netice itibariyle o bombanın olduğu yerde ölenlere rahmet diliyorum, ailelerine de baş sağlığı diliyorum. Ülkemizde bu tip olayların oluşmamasını, yaşanmamasını da Mevla’dan niyaz ediyorum.

 

3 yıldır Suruç’ta görev yapıyorsunuz, sürekli Suruç halkının içerisindesiniz. Sizce Suruç nasıl bir ilçe?  Suruç’u bize nasıl tarif edersiniz?

Aslında tabi Suruç’u ben bölgenin Kayseri’si Urfa’nın da lokomotifi olarak görüyorum. Yani gerek Urfa’da, gerek Antep’te, gerek bölge ekonomisinde tarımsal üretimin özellikle pamuk üretimi noktasında çok ciddi bir rol üstlendiğini bölgede aslında tarımı öğreten ilçelerin başında geliyor. Bu nokta da motor gücü gören bir ilçemiz. Tabi Suruç’a tayinimiz çıktığında karşımıza çıkan herkes Suruç’u olumsuz anlattı bize daha önce ben Hakkari Çukurca kaymakamlığı yapmıştım orada giderken de aynı düşünceler karşısında gittik aynı ön yargıları yaşadık, tecrübe ettik. Oradan buraya geldiğimizde de göreceğimiz ortamı, yaşayacağımız ortamı çok fazla yabancısı değildim. Bütün bir ön yargıların olduğu yere gittiğimde aslında izale edileceğinin farkındaydım. Yani geldiğimiz günden itibaren halkın içerisinde olmaya çalıştık. Sürekli halkla birlikte olduk ve halka attığımız her adıma karşılık halk bize o adımda mukabelede bulundu. Gidemedik kimse, ulaşamadık yer bırakmamaya çalıştık. Gidemediğin yer senin değildir anlayışıyla herkese ulaşmaya çalıştık. Herkesle konuşmaya çalıştık fikri, düşüncesi ne olursa olsun herkesle irtibatımız olması noktasında gayret ettik. Bunun çok büyük karşılığını da aldık. Suruç’un çok büyük göç atlatmasının temelinde devletle halk arasında oluşan güven ortamının büyük faydası olduğunu ifade edebilirim. Çünkü ihtiyacı olan bize koşmaya başladı, çareyi devletin kapısında aramaya başladı. Bu süreci sağlamamızda çok büyün hengamenin üzerinde gelebildik. Konuşarak çok şeyin hallolabileceğini kavga etmeden, gürültü yapmadan çok şeyin hallolabileceğini gördük. Suruç inşallah suyun gelmesiyle beraber yaklaşık bir milyon dönüm arazinin sulanabileceği bir potansiyele sahip bu sene itibariyle 560 bin dönümün sulanması hedefleniyordu. Yani bunun önemli bir kısmı sulanacak, sulama projesi tamamlandığında Suruç’un ekonomisi 1’den 5’e katlanacak. Suruç insanının girişimcilik rolüyle parayı iyi değerlendirme anlayışıyla çok kısa süre içerisinde bölgenin parlayan yıldızı olacağını düşünüyorum. Tabi eksiklikleri yok mu Suruç’un var. Biraz maalesef kötü bir şehirleşmeye sahibiz çocukların çıkabileceği, gençlerimizin çıkıp nefes alabileceği sosyal alanlarımız sıkıntı yok denecek kadar az, yeni bir şehrin kurulmasına ihtiyaç var. Bu noktada biz teklifimizi sunduk, Sayın valimizin emirleri doğrultusunda çadır kent ve civarında 2 bin 500 dönümlük bir alanda topyekun yeni bir şehir yapılması noktasında bir müracaatımı oldu. İnşallah bu noktada bir gelişme olursa Suruç’un yeni bir modern şehre kavuşması söz konusudur. Bunun yanında Suruç çevre yolunun yapılması hayati noktada önem taşıyor ki Suruç’un tıkanan iç trafiğinin çözümü olsun. Yine Mürşitpınar sınır kapısının açılması gündemde her ne kadar ertelense de önümüzdeki günlerde açılmasının söz konusu olduğunu düşünüyorum bu noktada da alt yapı çalışmaları devam ediyor. Yine tren yolu Mürşitpınar, Organize Sanayi ve buradan Diyarbakır’a devam edecek tren yolu projesi Suruç’tan geçecek. Bu da Suruç’un yine yolların kesişmesi noktasında önemli bir katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bu saydığım şeyler tamamlandığında Suruç bölgenin ekonomi merkezi haline gelebilecek ciddi bir ekonomi ile de bölgeye yön verecek. Bugün bahsettiğimiz birçok sıkıntının temelinde bu belki imkanların yetersizliği ve insanlarının boş zamanlarının fazlalığı suyun gelmesi ekonomik canlılığın oluşması, beraberinde eğitim seviyesinin de arttıracak. Çünkü şuanda en büyük sıkıntımız mevsimlik göçle beraber giden öğrenci sayısının fazla olması ve bu aylardan başlayıp Nisan-Mayıs aylarında giden öğrencinin Kasım’a kadar geri dönmemesi bu da eğitimin önemli bir seviyede sekteye uğramasıdır. Suyun gelmesi ve ekonominin canlanmasıyla inşallah bu kötü tarihinde önüne geçmiş olacağız. Eğitim seviyesinde önemli bir gelişme var. Fiziki alt yapı noktasında Cumhuriyet tarihinde yapılan derslik kadar son 3-4 yılda derslik yapıldı. 400’ün üzerinde derslik tamamlanmış oldu ki bu sene tamamlanacaklarla beraber yaklaşık 30 yeni okulumuz yapılmış olacak. Bu Cumhuriyet tarihinden itibaren yapılanın çok daha üstünde bir derslik sayısı demektir. 2’li eğitimden tekli eğitime geçiyoruz derslik sistemimiz yani öğretmen sayısında ve kalitesinde önemli bir artış var. Daha önce bin civarında ücretli öğretmen görevlendirilirken bu sayı 200’e kadar düştü. İnşallah her geçen yılda düşecek, kadrolu öğretmenlerin sayısının artması, fiziki imkanların gelişmesi Fatih projesiyle her yere iletişim imkanlarının bütün okullara ulaşması itibariyle inşallah Suruç’ta eğitimden şimdiye kadar eksik olduğu noktaları tamamlamış olacak. Suruç geleceği parlak olan bir ilçemiz bence Urfa’nın en güzel ilçesi olmaya aday ilçelerden birisi yeter ki huzur ortamı devam etsin, yeter ki devletine milletine bağlılığı devam etsin ve bu çerçevede hareketle beraber aslında Allah bize en büyük ibreti gösterdi. Güçlü bir devletiniz olmadığında ne canınız, ne namusunuz ne de malınızın güvende olmadığını biz Suriye’de gördük. Bunun en canlı şahidi olarak karşımızda yaşadık, bütün etrafımızdaki herkesin kaçıp gelebildiği bir Türkiye var ama Türkiye’de yaşayanların kaçıp gidebilecekleri çokta bir yerimiz yok. Dolayısıyla hep birlikte ülkemizin değerini, milletimizin değerini, Kürdü, Laz’ı, Çerkez’i ayrımı yapmaksızın bütün unsurlarla beraber bu milletin değerini beraberce yaşayabilirsek inşallah hem Suruç’un hem bölgemizin hem de ülkemizin geleceğinin çok parlak olacağını düşünüyorum. Suruç parlayan bir yıldız olacak inşallah bu Suruçlulara bağlı, Suruçluların bakış açısına bağlı eğer gerçekten sunulan imkânlar iyi değerlendirilirse Suruç’un belki bölgenin en parlak ilçesi olma noktasında çok ciddi imkanlara sahip, ben Suruçluların ferasetli insanlar olduğuna inanıyorum. Bugüne kadar birçok başarıya imza atmış bu halkın bundan sonraki süreci de iyi değerlendireceğine ve bu noktada devletine, milletine ve kendi değerlerine sahip olması noktasında bütün bölgeye örnek olabileceğine inanıyorum. Bu süreçte herkes Suruç’tan büyük olaylar bekliyordu. Büyük bir kargaşanın olacağını bekliyordu. 6-7 Ekim olaylarında dâhil Suruçlu ferasetli davrandı. Burada hiç kimsenin burnunun kanamasına fırsat vermedi. Bu noktada ben bütün Suruç halkına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.

 

Röportajımız nedeniyle zamanınızı ayırdığınızdan dolayı teşekkür ederiz.

Ben sizlere teşekkür ederim.

 

 

 

banner191
banner217
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
İsmail sargik 9 ay önce

Gurur duyuyorum seninle koca yürekli insan, benim güzel hemsehrim

banner195

banner142