banner227
 Geçen günkü yazımda bir edebiyatçının bir konferansından bahsetmek istedim. Ama hazretin konuşması daha bitmeden zaten salonu terk etmiştim. 
Edebiyatçı oldukça kötü bir yazar idi. Ve edebiyatı da kötü bir edebiyat idi. Edebiyatımızda edep güllük güneşlik değil, kah iç karartacak kadar utandırıcı, kah yolunda gitmeyen bir dönekliğin tedirginliğine dönüşmekteydi adeta…, Bir kahpenin fiyat listesi, bir orospunun ağzındaki sakız gibi yumuşayıp seviye kaybetmekteydi adeta… Galiba edebiyatımıza yakışmayanlar ağızdan ağza çiğnenip atılan sakız gibi çiğneyenin bu akıl kabul etmez edepsizliği son döneminde zirve yaptı.. Daha önce edep yerli yerinde edebiyatçı ve edebiyatçının okuyucuları daha doğrusu okur-yazar denen sınıfların hepsi hallerinden memnun idiler. 80 sonrası ise; Kimsenin edebin incelikleriyle uğraşacak vaktini bırakmayıp edebiyatını elinden aldılar. Ellerinden edep alınınca, edepsizler birbirine saldırmakla meşgul oldu. Edepli olanlara saldıran edepsizler iktidarın kılıcıyla ve bazı grupların satırlarıyla kuşanmış olarak saldırdı. Dönekliği bir meslek edinen edepsizler ve edepsizler fazla yiyip içmekten şımarıklığa tutularak kasapların besili öküzleri gibi besleyenleri tarafından hacamat edilip sarayların kapılarına bağlanır oldu. Evet. Bu asır bir kavga asrı… Ama bu kavgada kalem kırıldı… Kalem artık bir kamçı, bir neşter, bir satır gibi kuvvet olmaktan çok uzak… Kavgalar erkekçe değil, feryattan daha çok sarhoş narası... Daha doğrusu, hem homurdanma, hem de sarhoş narası aklın sesi olmaktan çok uzak.... Halbuki aklın sesi: inandıran, güldüren, düşündüren bir ses… Düşündürenlerin hepsi yok edildi. Yetişkin edebiyatçılara gelince, hükümetler onları çeşitli şekillerde emekli etmek suretiyle onlardan da kurtulabilmekte... Yani bu yok etme veya değiştirme, para verme sayesinde olabilmekte... Bu bir kılık, bir kıyafeti değiştirme değil bir akıl ve edebi değiştirme operasyonudur. Edebiyatçılar düşünmekte olduğu düşünceleri gibi değil, bir zamanlar yaşamadığı kalleşliklerin acılarını bir orospuda harcamakta olduğu güç gibi… Çünkü o yaşamı kendine bir güç ve ölçü olarak almaktadır. Bugünkü edebiyatçıların yarısından fazlasını mübalağa ile küçültmek, alay konusu yapmak veya cicili bicili renklerle süslemesek bile, onlar kendilerini rastgele duvara atılan boyalar gibi çirkinlikleriyle kendilerini hafifletmektedir. Gerçek sanatkar, sıkıntılarını değil toplumun sıkıntılarının tüm kısımlarını kendi üslubuyla okuyucularına aktarır ve eserini yaratmak suretiyle kalp sızılarını sembolik bir tasfiyesiyle başarmış olur. 
Eser sayesinde, toplumunu daha iyi tanır ve kendisinin tanıdığı toplumunda kendisi de daha olgunlaşır. Fakat bugün olgunlaşma tasfiye edilir olmuş … 
Hep aynı başarısızlığın aynı şekilleriyle bürünmüş ve toplumun dertlerini değil, kendi dertleriyle kendi hayatını kurtarma ihtiyacı duyulmuş... 
Bundan da hükümetlerin başarısı diye bahsederken, zaten edepsizler edebi değil, sadece ekonomi kamçılar olmuş. Edepsiz edebiyatı eser kalitesini ahmaklaştıran paranın bütün faktörlerine bağlı kalmıştır artık.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner142