banner227
Düşündüm. Hepte düşündüm. Düşünürken, hiçbir düşüncenin kitabını hediye diye kabul etmedim. Sadece kendim bulup hediyeme sahip olmak istiyordum. Hiçbir fikir babasının arkasına takılan biri olmak istemiyordum. Zaten bir fikirde kalmam, yanlışlarla ve doğrularını kabul etmem mümkün değildi. Doğru ve yanlışı kabul etmem her zaman rahatsızlık yaratır ve doğrularım da yanlışların bulutları gibi kolay silinirdi. Ve silinirken, benim doğru namına en küçük bir pırıltım kalmayacaktı. Dönemim 68 dönemiydi. Türkiye'de yüksek tahsil yapmayı ümit edemedim. Peki, etseydim ne olurdu? Bir sağcı veya bir solcu olacaktım. Tahsil için yurt dışına gitmem ikisinin kıskacında ezilmemek için bir kaçıştı belki de. Belki de o zaman bile ne sağa, ne de sola inanıyordum. Ama nasıl inanabilirdim ki? İkisinde de ezilen ve kurtarılması gereken insanlar vardı. Ama onlardan önce onlar birbirini eziyordu. İkincisi maddi durumum sıkıntılıydı. Ne var ki bu durumda Riyadh üniversitesinde karşılıksız burs hakkını kazanınca yurt dışında okumanın hevesine kapılarak koştum. Peki, burada neyle karşılaşacağımı biliyor muydum? Hayır. Burada din ve kültür ve de devletin tüm sosyal faaliyetleri kralın adına idi. Adeta hayat ve sosyal yaşam adeta kralın adına işliyordu… Aslında gitmeden önce onlar hakkında üç beş kitap okumuştum ama ne kadar anlamıştım ki… kitapla onları anlayabilir miydim? Çünkü orada yaşam ve yaşam kavgası bambaşka renkler altında tecelli ediyordu. Ve anında orada bir şey öğrenmeyeceğimi anladım. Yani kahredici ülkemin gerçeklerinden kurtulmak için aslında yurt dışı üniversite macerama sığınmış oluyordum... Sonra… Sonra yine ülkeme döndüm. Döndüğümde yine zihni aç idim ve yine yalnızdım. Sözde on yedi yıllık bir eğitim görmüştüm ama on yedi yıl bile beni bir mesleğe ve meslekteki meslektaşlara layık görmüyordu. Bir aydın mıydım? Evet. İftiharımın gölgesine sığınmadan, olduğumu söyleyebilirdim. Ama benim memleketin en kabul edilmezi, en büyük yanlışı, en iyi yetişmiş aydının beynini ve kalbini itlere peşkeş çeker gibi hapishanelerde çürütmesiydi. Karşı çıkan bütün arkadaşlarım hapishanelerde çürütüldü. Peki, ben nasıl kurtulmuştum? Ben etiket takar gibi ne sağcıların yanında, ne de solcuların yer aldım. Aslında almadım ederken, onlar da yer vermediler. Benim için daha doğrusu benim gibi münevver birinin nefes alabilecek bir yer olmasını istemediler. Bendeki sağ ve sol da fikriyle merak ettiğim bir tecessüstü ve merakımla içlerinde kalmama tahammül etmeyeceklerini resmen yüzüme karşı erkekçe de söylemişlerdi zaten… Ve cesurca ezeceklerini de söylediler… Ve ezdiler de nihayet. Ezikliğimin içinde kalırken, bir de arkadaşlarımın yağlı iplere takılmasına ezikliğim değirmen taşlarının arasında çiğnenme oluyordu. Ah etmem, vah etmem de boşunaydı ve kendini kömür ateşinin içine gömmekti… O dönem ülkemde bir yangın vardı. Bu yangını söndürmeye koşan zavallı ben veya benim gibiler ya yok ediliyordu, ya da işsiz güçsüz bırakılarak cezalandırılıyordu. Ülkemde bir kurtuluş savaşı var mıydı? Hayır. Kurtuluş için koşanlar birbirini cezalandırırsa nasıl bir kurtuluşun kavgası olacaktı? Ve ülkemde herkes kurtuluşu çöplüğünün beşiğinde bulmak istiyor-du. Ama hiç kimse şimdiye kadar kurtuluşunu beşiğinde bulmamıştı. İşte bilmedikleri gerçek-lerden biriydi bu. A.B.D. deki bütün ırklar tek vücut olarak İngiltere'ye karşı birleşip savaşarak İngiltere'nin sömürgesinden kurtulmuştu. Ama benim ülkemde ırklar birbiriyle sorunlu haline getirilerek birbirilerini yok etmeye zorlandılar. Aynı topraklarda yaşayan farklı ırklar bu kadar birbirini küçültmeye zorlanmamıştı daha önce. Derin denilen devletimiz ırkları birer düşman yapıp ve yaptıklarını da kendileri kuduz köpek gibi kovalıyordu.  Kurtulamadık bir türlü ve kur-tulamadık birbirimizi yok etmekten… Ve hala yok etmekle meşgulüz. Birbirimizin ayağının altındaki uçurumu kendimiz kazıyoruz. Peki, bu hileleri anlayan aydın yok mu? Olmaz mı? Ama aydınlar faili belli olmaya cinayetlerde ya da ha-pishanelerde… diğerleri de zaten ülkede gölge-sinden korkutulmaya alıştırıldı. Şimdi resmi etiketli aydınların ve devlet etiketli sanatçıların ülke yararına ve ülke kurtarıcılığına soyunduk-larına inanmıyorum. Zaten onları tanımadığım gibi, onlar da beni tanımıyorlar…
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner142