Her Şey AK Parti Toplumsal Karşılık Bulunca Oldu.

 AK Parti iktidara geldiği günden bu yana ülkede var olan sorun alanlarına ilişkin çok ciddi adımlar attı. Her bir sorun için özel bir proje geliştirdi ve hayata geçirdi. İnsanları mutlu etmek için gecesini gündüzüne katarak çalıştı. Toplumsal alanı tahrip eden konulara bir bir eğildi ve demokratik usul ve yöntemlerle çözmeye çalıştı, kimisini çözdü kimisini de çözüm yoluna koydu.

 

Bu süreçte tabi ki çok farklı kişiler ve kesimler onu desteklediler. Hem cesaretlendirdiler hem de olumlu eleştirileri ile katkıda bulundular. Kürt meselesinde adım attı alkışlandı. Ekonomiyi düzeltti takdir topladı, Kıbrıs meselesini uluslara arası alanda bir sorun olmaktan çıkaran hamleler yaptı onaylandı. Daha pek çok alandaki çalışmaları çok değişik kesimler tarafından takdir edildi ve övüldü.

 

Ama ne zaman ki siyaseti tüm bu sorun alanlarının esas referansı haline getirdi işler bozuldu. Siyasetin sorun çözme alanı olarak bir başkasının ukdesinde bir mekanizma olmaya başlaması birilerini rahatsız etti. Orhan Miroğlu’nun veciz ifadesi ile “etki ajanlığına” gönüllü olarak soyunmaya başladılar. Ülkede işler iyi gitmiyor, iktidar demokrasiyi referans gösteriyor ama giderek anti demokratik eğilimler gösteriyor sesleri duyulmaya başlandı.

 

Siyasetin kendi rüştünü ispatlaması ile başlayan bu itirazların arkasından gelen “diktatörleşti” ifadesi esas olarak niçin bize itaat etmiyor sorusu vardır. Dikkat edilirse hep söylenen cümle şudur: Artık kimseyi dinlemiyorlar. Kafasına göre işler yapma eğilimi taşıyorlar.

 

Belki size şaşırtıcı gelecek ama söz gelimi siyaset üzerinden dini alanın özgürlüğüne ilişkin herhangi bir sorunun çözümünden ilk rahatsız olan Gülen çetesi oldu. Mesela başörtüsünün kamuda serbest bırakılmasına en çok bozulan onlar oldu. Zaten dini hayatı temel ritüellerinden arındırmak isteyen bir felsefeleri vardı ki bunu da ilk bu konu üzerinden somutlaştırmışlardı. Bu alana dair yeniden bir pratiğin giderek yaygınlaşacağı konusu derin bir endişeyle karşılandı. AK Partinin giderek bu alana dair yeni stratejiler üretmesine izin verilmemesi gerekirdi onlar için. Ama bunu nasıl yapabilecekleri konusunda çok ciddi bir açmazla karşı karşıya kaldılar. Hem dini bir örgüt olduğunu iddia edeceksin hem de dinsel bir pratiğe karşı olacaksın. Bu çok derin bir yarığa işaret edecekti ve bundan dolayı da bu konudaki politikaları söylemsel olarak değil pratik olarak devam ettirmeye çalıştılar. Ama yasal düzenlemenin yapılması tüm hesapları alt üst etti. Bu alandaki durumu değiştiren adımları kendileri atacaklardı zira. Sorunlar büyüyecek ve onu çözen de cemaatçi bir (şakirt) olacaktı.

 

Öte yandan AK Partinin beslendiği sağ muhafazakar geleneğin sahip olduğu “kalkınma coşkusunu” yaşayacağı alt yapı hamlelerini gerçekleştirmeye başladığı anda ise geziciler ona itiraz etmeye başladılar. Ki gezi darbe girişiminin aktörlerinden birisinin de yine Gülen Çetesi olduğu bilinmektedir. Bu yapının AK Parti iktidarına karşı kindar ve yıkıcı faaliyetlerinin kronolojisine bakıldığında nitekim iplerin “one minute” ile koptuğu görülecektir.

 

AK Parti, siyaseti işlevsel bir kurum haline getirmeye başladıktan ve toplumu yetkilendirdikten sonra iki darbe girişimi ile karşılaşmış olması cuntacılar açısından işlerin iyi gitmediği anlamına geliyor. Hangi işler iyi gitmiyor, siyasetin işlevselleşmesi ve halkın yetkilendirilmesi işleri bunların istediği gibi gitmediği açıktır. Ki zaten her iki darbe girişiminin de asıl hedefinden siyaset ve siyasi projeler vardı. Keza her ikisinin de aynı merkezden beslendiği gerçeğini dikkate aldığımızda asıl işaret etmek istediğim durum sanırım çok daha net anlaşılacaktır.

 

Gülen çetesi, muhafazakarlar bir başarı elde edeceklerse bu mutlaka bizim kazanımımız olarak görülmeli stratejisi ile her kesi ve kesimi devre dışı bırakacak bir yola başvurdular. Ve bunun için de söz konusu çetenin emniyet ve yargı içindeki elemanları son derece organize bir şekilde çalışarak kendi dışındaki diğer tüm toplumsal aktörleri ve kurumları itibarsızlaştırdılar önce.

 

Sonra da her alanda kendi ürettikleri mekanizmaları ve aktörleri devreye soktular.

 

Yolsuzluk üzerinden AK Partiye karşı yürütülen darbenin asıl hedefi muhafazakar kesimin sorunlarını çözme iradesi beyan edip siyaset kurumunun doğrudan ve dolaylı olarak çeteyi işlevsiz kılmış olmasının (yani halk ifadesi ile offside düşürmüş olmasının) öfkesi vardır.

 

Gezi darbecilerin niyetini ve demokrasi anlayışını, gezi olayları olduğu günlerde NTV’ye çıkan bir akademisyen şöyle özetlemişti: “Artık bu adamın (başbakanın) sandık üzerinden elde ettiği güç ile iktidar olma dönemi bitmiştir.” Yani demokrasi ile yönetim işine son verecek bir siyaseti egemen kılacağız demek istemişti.

 

Gülen çetesi de aynı sloganla yola çıktı. Seçim gecesi “kirli seçmen” ifadeleri ile yapılan yorumların anlamı da budur nitekim. Hükümet, demokratik yollarla değil, yargıdaki ve emniyetteki çetelerin tezgahı ile değiştirilecekti. Çünkü kendisine oy verenleri yetkilendirmiş bir mekanizmada bu tür yapılara yer kalmıyor.

YORUM EKLE

banner195

banner142