İsrail'e Kim nasıl bakıyor?

İsrail, kısmen Yahudi epistemolojisinden kaynaklanan kısmen de batının özel olarak verdiği destek ile Orta Doğuda gerçekleşebilecek olan muhtemel bir istikrarı ve toplumsal yapıyı bozmaya devam etmektedir.

            Aslında İsrail’in pervasızlaşmasına imkan tanıyan bir başka neden de bu coğrafyadaki iç çatışmalardır. İç çatışmalar var olduğu sürece de onu tedirgin edecek hiçbir yapı ete kemiğe bürünemeyecektir.

            İsrail’in güç aldığı bir diğer konu da İsrail Filistin sorununda yalın bir yaklaşım sahibi olunmamasıdır. Bölgedeki pek çok ideolojinin burayı kendi ütopyaları için bir deneyim alanı olarak görmeleri konuya dair tutumları etkilemektedir.

Söz gelimi Türkiye’de var olan siyasi ve ideolojik kesimlerin İsrail Filistin sorununa bakışı kabaca şöyle özetlenebilir:

            Solcular bir yandan Filistin direnişi ile ontolojik ve romantik bir ilişki kurarlar ama aynı zamanda İsrail’in burada var olması gereken bir meşru bir güç olduğunda da ısrarlıdırlar. Ulusalcı Kemalistler sureti haktan görünmek için karşı gibi durduklarını göstermeye çalışırlar ama esas İsrail lobisini onlar yaparlar. PKK ve yandaşları bir yandan bu direnişi kutsarlar ama aynı zamanda bu coğrafyada gericilik üzerinden bir toplumsal dönüşüme öncülük etmesi kıskançlığı ile kin beslerler. Vaktiyle Saddam ile Kürtler arasındaki çatışmalarda öldürülen Kürtlerin katilleri arasında Filistinlilerin olduğunu delilli delilsiz dillendirip dururlar.

            Ülkücüler ile sağcı muhafazakarlar işi bir türlü Arap düşmanlığı ve arkadan hançerleme retoriğinin dışına çıkarmazlar. “Bize ettiklerinin cezasını çekiyorlar” cümlesi her tartışmada dile getirilir.

            İslamcılar derin bir tarihsel ve sosyolojik çatışmayı dini alana mahkum etme eğilimindedirler.

            Bu coğrafyanın içinde bulunduğu durumun asıl müsebbibinin din olduğunu, özellikle de İslam dini olduğunu savunan çevreler ise İsrail sopası ile gericiliğin (islamın) dövülmesini heyecanla beklemektedirler.

            Peki bu coğrafyada kendisini en iddialı ve güçlü bir aktör olarak gören Gülenizm bu konuya nasıl yaklaşmaktadır?

            Meşru “Otorite” olarak görmenin ötesinde Siyonizme dair bir fikir beyanları var mı?

            Eski darbeci ve vesayetçi geleneğin yeni yansıma biçimi olan Gülenizm’in İsrail ile ilgili tavrı, tedbir, takiyye ve reel politiğin dışında mıdır?

            Solun romantik devrimciliği, sağın tarihsel retoriği İslamcıların duygusal refleksleri ve Gülenizmin reel politiğin yansıması olan takiyyeli yaklaşmaları İsrail’in pervasızlığına zemin hazırlamış olabilir ama burada kimin hangi niyet ile nerede durduğu çok daha önemlidir. Zira konu akidevi bir içeriğe sahiptir. Bundan dolayı da duruşumuzun başarısı değil, niyeti önemlidir.

İsrail, bir Siyonist projedir ve derhal yok edilmesi gerekir yaklaşımı belki de en net olan tavırlardan birisidir.

Ancak Müslümanlara karşı sahip olduğu kindarlığını siyasal İslam retoriği üzerinden meşrulaştıran bir zihniyet de var. Ben Müslümanların yaşamından, inancından ve toplumsal yapılarından utanıyorum diyemediği için ben siyasal İslamcı değilim diyen bir zihniyetin kol gezdiği bir diyarda kimse İsrail’e küfretmesin.

Eğer bir dini, kültürü, inancı ya da toplumu yok etmek istiyorsanız orada bir kavram kargaşası yaratın diyenler haksız sayılmazlar. Bugün “cihat” denilince asla aklımıza emredilen ilahi bir buyruk gelmiyor. Aksine bunu nasıl geçiştirebilirizin hesaplarını yapmaktayız.

Siyasal İslam ile şiddet arasında bir ilişki kurup cihadı, yani Allah’ın emrini unutturma ya da perdeleme çabasının İsrail lobisinin işi olup olmaması da önemli değil.

            Allahın bu emrini yani cihadı, insan doğrama olarak sunanların da onu perdeleyenlerden bir farkı yok. Ve bundan dolayı da Müslümanlar olarak işimiz hayli zor.

YORUM EKLE

banner195

banner142