banner196
banner186

Urfa, dünya sinemalarında konuşulabilir
banner206

Urfa’da dünya sinemasında

ses getirecek filmler yapılabilir”


Çeyrek asırlık araştırma, arşiv ve gözlemlerine dayanarak kaleme aldığı “Türk Sinemasında Urfa”adlı eseriyle Türkiye’nin gündemden düşmeyen yazarları arasında kalmayı sürdüren Şanlıurfalı Şair-Yazar Mehmet Kurtoğlu, Urfa ve sinema konusunu İbrahim Halil Şeker ile konuştu.

 Eyyübiye Belediyesi yayınlarından çıkan Türk Sinemasında Urfa adlı eserinizle Urfa’da düşündüğümüzden çok fazla sayıda sinema filmi çekildiğini öğrendik. Urfa’da bu kadar film çevrilmesinin sebebi ne sizce?

Sinema için görsellik en önemli unsur. Bir yerde film çekecekseniz sahne dekor etmeniz gerekiyor. Ama Urfa’da film çekerseniz bunun için masraf yapmanıza gerek yok. Yapısı itibariyle doğal olan bir dekor elinizde bulunuyor. Evleri, duvarları, yolları hatta insanları ile doğrudan beyaz perdeye aktarılacak bir dekor hazır. Ayrıca Urfalı sinema sanatçılarının Yeşilçam’da var oluşu da Urfa’da çok sayıda sinema filmi çekilmesine zemin hazırlamış.

Şehir, kültür ve edebiyat üzerine çalışmalarınızın olduğunu biliyorduk, Urfa sinemasını araştırmaya ne zaman başladınız?

Yakın dostum Mehmet Hazar ile birlikte Harran Dergisi’ni hazırlarken, onun “Urfa’da Çevrilmiş Filmler” adıyla yayınladığı yazılarla sinema ilgi alanıma girmişti. 90’lı yıllardan itibaren sinemaya ilgim artmış, belgesel metinler yazmanın yanında bazı belgesellerin çekim ve kurgusunda da bulunarak danışmanlık yapmıştım. Derken Atilla Dorsay’ın Türk Sinemasının 100. Yılı münasebetiyle 2014 yılında yayınladığı Yüz Yılın Yüz Türk Filmi kitabı yayınlandı. Bu kitapta yer alan yüz filmin en az on-onbeş tanesi Urfa ile ilişkiliydi. Yüz film içersinde Urfa ile ilişkili olanları yüzdeye vurduğumuzda, bunun şehir için azımsanmayacak kadar büyük olduğu görülür.

O zaman Urfa en çok sinema filmi çekilen şehirlerimiz arasında diyebilir miyiz?

İstanbul’dan sonra ancak bir iki şehir bu kadar filme mekan veya konu olabilmiştir. Yine Türk sinemasında yurt içinde ve yurt dışında ödül almış filmlere baktığımızda Hudutların Kanunu, Kara Çarşaflı Gelin, Kibar Feyzo, Züğürt Ağa, Eşkıya, Melekler Evi, İki Dil Bir Bavul gibi filmlerin Urfa’da çevrildiğini veya Urfalının hikayesini anlattığını görürüz.

Kitabı hazırlamaya nasıl başladınız?

Dediğim gibi, 90’lı yıllardan itibaren bir sinema bilgi arşivi oluşturmaya başlamıştım. Sinema ve Urfa üzerine bir yandan okumalar yaparken, bir yandan da Urfa’da çevrilen filmler üzerine yazmaya başladım ve bu bağlamda yedi sekiz yazı kaleme aldım. Çeşitli gazete ve dergilerde bu yazılar yayımlandı. Urfa ile sinema ilişkisi üzerinde dururken, filmi anlatmaktan daha çok, filmin hangi mekanları kullandığı, nasıl bir algı oluşturduğu ve sinema sanatı yönünden şehre ne kazandırdığı üzerine düşünerek, sinemanın yarattığı algıyı yazmayı denedim. Zira Türk sinemasının yüz akı filmleri, düşünsel dönüşümleri, yurt içinde ve yurt dışında ödül kazanmış filmlerin Urfa’da çevrildiğini görünce, şehir-sinema ilişkisinin daha da bir önemli olduğuna inandım. Urfa sinemasını anlatmak, gerçekte Yeşilçam ve Türk sinemasını anlatmaktan geçiyor.

Kitabınız görsellik açısından da oldukça zengin. Bu kadar afiş ve fotoğrafı nereden buldunuz?

Araştırmalarım kapsamında 90’lı yıllardan bu yana biriktirmeye başladığım materyallerin yanında bu kitaba girmeyen binlerce fotoğraf ve yüzlerce belgevar. Ayrıca bu kitabı çalışırken gerek film arşivlerini, gerek film fotoğraflarını ve bilgilerini benimle paylaşan değerli dost ve arkadaşlarım Yaşar Duru, Abuzer Akbıyık, Yusuf Sabri Dişli, Fuat Rastgeldi, Mehmet Hazar, A. Rezzak Elçi, Yasin Küçük ve Faruk Cankat’ın desteği var. Bu nedenle onlara şükranlarımı sunarım.

Urfa hangi özelliğiyle bu kadar filme konu olmuş, hangi özellikleri Urfa’yı sinema için bir set haline getirmiş?

Sinema ve filmler üzerinden şehre baktığınızda, sine-masal şehirler içinde Paris, Roma, Berlin, İstanbul sayılırken Urfa gibi kadim bir şehir yer almaz. Ama gerçekte Urfa hem kadim, hem de sinemasal bir şehir olarak okunmayı fazlasıyla hak ediyor. Ortaçağ kentlerini andıran ve 1950’lerden bu yana bir film platosu olan Urfa’da çevrilen filmler sayılamayacak kadar çok ve halen bu plato olma özelliğini korumaktadır. Geçmişteki bir çok tarihi mekanının kaybetmesine rağmen, bugün dahi gerek sosyal yaşantısı, gerek tarihi mekanlarıyla filmcilerin ilgisini çekmeye devam etmektedir.

Kitabınızda sinema ve Urfa’ya baktığınızda Paris’in arzulanan, İstanbul’un fahişeleşen bir izdüşümü olduğunu söylüyorsunuz. Peki Urfa bu şehirlerin yanında nerede duruyor?

Sinema açısından baktığımızda Urfa’nın feodal, vahşi bir izlenimi yansıttığını görürüz. Urfa gibi kadim bir şehrin, belki de en büyük talihsizliklerinden biri mekansal olarak Roma ve Paris ile yarışabilecek güzellikte olmasına karşın, toplumsal olarak feodal bir yaşama mahkum edilmiş olmasıdır. Urfa’nın bir çok filme mekanlık etmesinin güzelliği yanında bir de yaşadığı bir talihsizlik vardır. O da şehrin sosyal yaşantısının hep kırsalıyla beyaz perdeye aktarılmasıdır.a Bunun sonucunda aşiret ve ağa eksenli feodal bir şehir zihinlerde yer etmiştir. Ağa, şeyh ve eşkıya ekseninde anlatılan Urfa, sinema izleyicisinin zihninde kadim bir şehir olmaktan çok köy, medeni olmaktan çok bedevi bir algı oluşturmuştur.

Sinemalarda oluşturulan algı köy ve bedevi iken, son zamanlarda çevrilen dizilerde Urfa nasıl yansıtılıyor?

Dizilerde de Urfa feodal vahşi olgudan kurtulamamıştır. Yaralı Yürek dizisinde tartışmalara neden olan tecavüzcü ağa fotoğrafıyla zilinlerde yer aldı. Yine Hudutların Kanunu’nda kaçakçılık üzerinden verilen Urfa, köylü kurnazlığı, ağa-maraba ilişkisi üzerinde yoğunlaşmıştır. Kan filmi ise at, avrat, silah üçlemesiyle kadın olgusu üzerinden, kan davasını ağa/aşiret ekseninde ele almıştır. Kısacası Paris, Roma veya İstanbul aşk, kadın ve cinsellikle izleyicinin zihninde arzulanan bir şehir izlenimi oluştururken, Urfa, yalnızca feodaliteyle sınırlandırılmıştır. Oysa Urfa, sinemasal bir şehir olarak, zengin çaağrışımları içinde barındırmaktadır. Kameralar Urfa’nın kırsalına değil de şehir merkezine, özellikle de tarihi mekanları, dini, kültürel ve sosyal hayatına çevrildiğinde, hem Türk sineması konu ve mekansal olarak zenginleşecek hem de Urfa sinemasal anlamda hak ettiği yeri bulacaktır.

Urfa’da çevrilen çok sayıda dini film var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Türk sinemasının yıllar önce sinemasal olarak keşfettiği Urfa’yı bazı filmlerde eşkiyalarla, bazılarında kırsaldaki kan ve toprak davalarıyla bazen de dini filmlerle tanıyoruz. Şehrin kuruluş mantalitesi dinsel kökenli olduğundan ve geçmişinde köklü pagan kültürü barındırdığından halen bu şehirde su ve ateş kutsaldır. Pagan dönemindeki kutsiyet, İslam ile birlikte değişime uğramış, ateş ve su İbrahim Peygamberle özdeşleşerek Müslümanlaşmıştır. Şehrin bu dini havası aynı zamanda dini filmlerin Urfa’da çekilmesine zemin oluşturmuştur.

Sinema için Urfa bir plato olsa da hangi insanlar sayesinde bu plato keşfedilmiştir?

Hüseyin Peyda ve Yılmaz Güney’in bu şehirde açtığı çığır, zincirleme olarak diğer yönetmen ve oyunculara ilham olmuş ve o günden bu güne şehir sinemacıların vazgeçilmez mekanı olmuştur. Sadece 2007 yılında otuz film, belgesel ve klip çekimi yapılmıştır. 2008 yılı başında beş film çekimi yapılmış. Urfa’nın mistik ruhu,y egzotik yapısı ve orta çağ görünümlü mekanlarıyla dünya sinemasında ses getirecek filmler yapılabilir.

Urfa’da dünya çapında ses getirecek film çevrilebilmesi için ne gerekli?

Modernizme rağmen henüz kabuğunu kıramamış bir şehir var önümüzde. Şehrin sinemasal olarak yeni bir izlek oluşturabilmesi için, sosyo-kültürel, ve sosyo-politik anlamda değişim geçirmesi, biraz da şehrin kendi kabuğun ukırıp, kendi değerleriyle yüzleşmesi gerekir. 1950’lerdeki İstanbul’un hüzünlü orospu imgesinin yerini 1990’larda kışkırtıcı orospu almış. Urfa ise 1950’lerden bu yana hiç değişmeden feodal, vahşi imge ile beyaz perdede kalmış. 1950’lerde Abdo Bey tiplemesinin yerini, 1980’lerde Züğürt Ağa almış. Şehir, rant uğruna tahrip edilerek değişmiş ama ağası hiç mi hiç değişmemiştir. Şehir, inemasal anlamda kırsaldan şehre dönerse ancak o zaman dünya filmleri çevrilebilir. Urfa, sinemasal anlamda ağasız okunduğu zaman şehir yeni açılımlar kazanabilir.

Türk sineması ve bu kitabınız için son olarak neler söylersiniz?

Türk sineması için bugün dahi büyük bir ilgi odağı olan Urfa’nın, sinema ile ilgili yönü ihmal edilemeyecek kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Zira görselliğin önem kazandığı, artık her şeyin dijitalleştiği ve negatifi olmayan bir dünyada yaşandığı için, Urfa sinemasını kayıt altına almak, geçmişte yapılanları yazmak, daha önemlisi şehrin sinemasal yönünü ortaya koyarak bir hafıza oluşturmanın zamanı gelmiştir artık. Bu kitap, bu anlamda atılmış küçük bir adım olarak değerlendirilmelidir.

Bize vakit ayırıp, görüşlerinizi Urfastar okurları ile paylaştığınız için teşekkür ederim.

Urfa’nın edebiyatına, kültür ve sanatına gösterdiğiniz ilgiden dolayı ben teşekkür ederim.

banner191
banner217
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
İ.bakır uyanıkoğlu 7 ay önce

Urfa denince koy töre eşkıya kan davası birde dini filmler turkiyenin doğusundan batısına bu gibi insanların eski veya yeni yaşam kültürü ve geleneklerini gidip gelip urfaya mal ediyorlar hadi anladık mekan olarak urfa bir film platosu hiç degilse urfamizi kötülemeyin bende bir araştırma yaptım urfada çekilen filmler diye afişleri youtubede var ayrıca ilçelerde folk festivali düzenlenirken urfada film festivali düzenlenmemesi ne kadar ayıp birşey yetkililer uyuyor maalesef

banner195

banner142