banner196
banner186

banner206

HDP Şanlıurfa milletvekili Osman Baydemir mültecilerin sorunları ve Urfa gibi sınır illerin sırtındaki mülteci yükünü Genel Kurul'a taşıdı. Baydemir, “Meclis, mülteciler meselesini araştırsın, sorumluluk alsın" Dedi.

HDP Milletvekili Osman Baydemir yaptığı konuşmada, “Şüphesiz ki dünyanın neresinde olursa olsun savaş acı demektir, gözyaşı demektir, yıkım demektir. Hemen yanı başımızda, Suriye'de neredeyse beş yıllık zaman dilimi içerisinde tanıklık ettiğimiz husus da tam da acıdır, gözyaşıdır, yıkımdır. Suriye'de rejimin kendi halklarının, insanlarının, yurttaşlarının taleplerine kulak vermemesi üzerine, baskıcı rejimi derinleştirmesi üzerine, yurttaşların isyanına, yurttaşların talebine şiddetle, kanla, gözyaşıyla yanıt vermesi üzerine büyük bir trajedi yaşandı ve bu trajedi yaşanmaya devam ediyor.” Dedi.

Baydemir, “Suriye'de yaşayan Araplar, Kürtler, Türkmenler, Müslümanlar, Hristiyanlar, Sünniler, Aleviler, bir bütün olarak bütün insanlar bu savaşın sadece ve sadece mağdurlarıdır. Maalesef, bu savaş ilk etapta kendi iç dinamikleri içerisinde gerçekleşmiş olsa bile, daha sonra gerek komşu ülkeler ve gerekse de dünyadaki kimi siyaset belirleme mekanizmalarınca âdeta vekâlet savaşı yürütüldü ve bu vekâlet savaşının da yine en büyük mağdurlarından bir tanesi sivil halkın ta kendisi oldu. Maalesef, bu acıların önümüzdeki uzun bir zaman dilimi içerisinde de yaşanmaya devam edeceği gözleminde bulunuyoruz. Tam da bu noktada, olması gereken Türkiye'nin bu savaşa su dökmesi iken, vekâlet savaşçılığını yürüten bir dış politika Hükûmet tarafından benimsendi ve bugün, Türkiye'de sayıları neredeyse 3 milyona yaklaşmış olan mültecilerin mülteci pozisyonuna düşmelerinin nedenlerinden bir tanesi de yine, Türkiye'nin Suriye politikasının ta kendisidir. Türkiye'nin Suriye politikası, Hükûmetin Suriye politikası, dış politikası, aynı zamanda, Kürt düşmanlığı ekseni üzerine oturtulduğu için bu sorun sadece Suriye'yle de sınırlı kalmadı. Bugün Türkiye'de yaşamış olduğumuz, Kürdistan'da yaşamış olduğumuz, neredeyse İstanbul'dan Hakkâri'ye kadar bütün yurttaşlarımızı derin bir çıkmazın içerisine koyan, derin bir trajedinin içerisine koyan nedenlerden bir tanesi de yine Suriye dış politikasının ta kendisidir diye düşünüyorum.

Tam da bu noktada, öyle bir hâl aldı ki mülteci meselesi, artık bir ulus üstü mesele hâline dönüşmüş durumda. Gerek Birleşmiş Milletlerin verileri gerekse Hükûmet ile Avrupa Birliği arasında en son yapılan ve bize göre etik dışı olan anlaşmayla bir nevi, mültecilerin pozisyonundan, mültecilerin trajedisinden bir gelir elde etme, bir kaynak elde etme cihetine gidildi. İşte, bütün bunlar öyle bir noktaya geldi ki dört yıllık zaman dilimi içerisinde sınır illerimiz -başta Urfa olmak üzere, Gaziantep olmak üzere, Kilis olmak üzere, Hatay olmak üzere- mültecilerin tümünün yükünü de sırtlamak durumunda kaldı.

İşte, bütün bu hadisenin sağlıklı bir şekilde ele alınması ve mülteci sorununun köklü bir şekilde, ciddi bir politik zeminde ve insani altyapısı oluşturularak çözüme kavuşturulması için de mutlak suretle Meclisin devreye girmesi gerekiyor. Maalesef, Hükümetin şu ana kadar uygulamış olduğu akıl bu sorunun çözümüne yetecek bir akıl değildir ve daha korkunç bir noktaya doğru da hızla ilerliyor. Şüphesiz ki Hükûmetin Türkiye'deki etnik, dinsel, mezhepsel ve sosyal farklılıkları bir arada, eşitçe ve özgürce yaşatma konusundaki, özellikle, son bir yıllık zaman dilimi içerisinde girmiş olduğu handikap bugün Türkiye'de mülteci sorununu bambaşka bir siyasi fay hattı hâline dönüştürme riskiyle de karşı karşıyadır. Irak'ta Baas rejimi, Musul ve Kerkük'te bir Arap kemeri oluşturdu. Yine, baba Esad, Rojova Kürdista’nında Arap kemeri oluşturdu. Doğrusunu ifade etmek gerekirse, şu anda Türkiye'de yapılmak istenen temel siyasi duruşlardan bir tanesi de bir Selefi kemerinin bu sınır illerinde; Urfa, Antep, Maraş'ta oluşturulması girişimiyle, süreciyle karşı karşıyayız. Bu bambaşka bir geleceğe, on yıllara, belki yüz yıla yeni sorun yumaklarını da beraberinde getirecektir. Tekrar etmek istiyorum ki Osmanlı geleneği olan bu iskân politikası sadece ve sadece gözyaşını derinleştirecektir. Etnik kimlikler arasında, mezhepsel kimlikler arasındaki çatışmayı derinleştirmenin ötesine hiçbir hizmeti olmayacaktır. Tam da bu noktada Suriye mülteci meselesini ele alırken Hükûmetin AFAD eliyle yürütmüş olduğu çalışmaların özü itibarıyla büyük bir yükünün de bölgedeki sınır illerin yurttaşlarının sırtında olduğunu bir kez daha kayıtlara geçirmek gerekiyor.” Diye söyledi.

HDP Şanlıurfa milletvekili Osman Baydemir, “Urfa'yı düşünün ki 9 milyon dönüm ekilebilir bir tarım arazisi. Hayvancılık coğrafyası, güneşin ve bereketin coğrafyası ama Urfa şu anda varlık içerisinde yokluğu, varlık içerisinde yoksunluğu yaşıyor. Urfa elektriksiz, Urfa susuz, Suruç Ovası'nı sulayacak kanal projesinin neredeyse 4 kez açılışı yapıldı ama hâlen su verilebilmiş değil. Hastaneler içler acısı bir durumda, çocuk hastanesinde bir yatakta birden fazla çocuk tedavi görüyor. Doğum hastanesinde hemen hemen her gün teknik altyapı, donanım eksikliğinden kaynaklı doğum yapan anneler hayatlarını yitiriyor ve 500 bine yakın Suriyeli mülteci kardeşlerimiz de Urfa'nın zaten kendi nüfusuna yetmeyen bu sağlık tesislerinin üzerine yeni bir yoğunluğu beraberinde getirmiş bulunuyor.

Doğrusunu ifade etmek gerekirse Hükûmetin bir konuda hakkını teslim etmek gerekiyor. Hükûmetin özellikle de on dört yıllık iktidarı döneminde çok başarılı olduğu bir alan var, o da kapkaranlık bir tabloyu tozpembe olarak gösterilebilme yeteneği, becerisi, yine olmamış bir şeyi olmuş gibi gösterme yeteneği ve becerisi. Biliyorsunuz, yakın geçmişte Türkiye Büyük Millet Meclisi doksan bir yıl sonra Urfa'nın hakkı olan bir takdiri, bir madalyayı teslim etti haklıya. Ama, bu madalyayı öyle bir balon şişirmeyle Urfa'ya lanse etti ki Hükûmet, sanki Urfa'nın on dört yıllık iktidarı bu Hükûmet değil de sanki muhalefetmiş gibi bir edayla, sanki Urfa'da bu madalyayla bütün sorunlar aşıldı, bütün sorunlar çözüldü gibi bir perspektifle topluma, kamuoyuna yine bir algı operasyonu düzenledi.

Değerli milletvekilleri, madalyanın Urfa'ya tevdi edildiği, verildiği pazartesinden bugüne değin elektrikler Urfa'da kesilmeye devam ediliyor yani Urfa yine karanlıkta kalmaya devam ediyor. Urfa'da 300 bini aşkın mevsimlik göç, işsizlikten kaynaklı göç şu anda yollarda, kamyon sırtlarında Türkiye'nin 48 vilayetine ekmek yolculuğuna çıkmış bulunuyorlar. Dolayısıyla, yoksullaştırma politikası derinleştikçe bu tür argümanlarla âdeta gerçekler perdeleniyor, gerçeklerin üstü örtülmeye çalışılıyor. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hükûmetin gerek Suriye politikası ve gerekse sınırda bulunan kentlerin yükünün hafifletilmesi adına mutlak suretle bu sürece el koyması gerekiyor. Meclisin, mülteciler sorununun aşımı konusunda mutlaka Hükûmet politikalarının eksikliklerini de açığa çıkaran ve yeni bir yol haritası, yeni bir perspektif sunan bir dahliyetini ortaya koyması gerekiyor. Aksi takdirde buradan demokrasi çıkmayacaktır. Zira, Meclis 7 Hazirandan bugüne değin, benim bildiğim kadarıyla sayın milletvekilleri, sadece bir konuda araştırma önergesini kabul etmiştir, sadece bir konuda. Peki, Meclis bu sorunları araştırmayacak da, Meclis bir perspektif sunmayacak da ne yapacaktır? Ben bu duygularla bir kez daha Meclisin sürece dâhil olmasını ve Meclisin işlevsizleştirilmesi sürecinin de önüne geçilmesi adına bu önergeye desteklerinizi bekliyorum.” Diye konuştu.  

banner191
banner217
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner142