Bayram, o bayram ola...

Alvar İmamı Muhammed Lütfi Efendi (Alvarlı Efe), bayramı anlatan dizelerinde bizi bambaşka bir iklime götürür ve adeta inançlarımızı, aklımızı ve ruhumuzu kendi yüreğinde yoğurur:

Cân bula cânanını

Bayrâm o bayrâm ola

Kul bula Sultânını

Bayrâm o bayrâm ola…

Hüzn ü keder def’ ola

Dilde hicâb ref’ ola

Cümle günâh affola

Bayrâm o bayrâm ola…

Bu Ramazan Bayramı oldukça farklı, buruk ve ailemiz için hüzünlü bir bayram. Son zamanlarda toprağa verdiğimiz aile üyelerimizin ve ağır bir trafik kazasının ardından yaşadıklarımızın bıraktığı derin izler ve yaralar nedeniyle bu bayramı coşkuyla, sürurla, mutlulukla sarıp sarmalanarak yaşayamıyoruz.

Bizimle benzer durumda olup benzer dertleri paylaşanların sayısı da az değil, biliyorum. Yaşananlar ve arkasında bıraktığı hüzünler pek çok alışkanlığımızı, duygumuzu; zihinsel şemalarımızı, bilinçaltı kalıplarımızı önemli ölçüde etkilediği gibi bayramımızı da her anlamda etkiliyor.

Paylaşarak çoğalttığımız mutluluklarımızın, insanî diyaloglarımızın, kendimizi idrak ve ifade edişlerimizin, kültür ve inancımızın gereklerini bilerek ve isteyerek yerine getirişimizin şekli, zamanı, rengi ve ahengi değişti bu bayramda.

Urfalı Cemil Cankat’ın plağa okuduğu meşhur “Geceler Yârim Oldu” türküsünde sanki bu şekilde geçireceğimiz bayram anlatılıyor, yürekleri yakan nağmelerle:

Bayram Gelmiş Neyime (Aman Aman Garibem)

Kan Damlar Yüreğime (Anam Anam Garibem)

Yaralarım Sızlıyor (Aman Aman Garibem)

Doktor Benim Neyime (Anam Anam Garibem)…

Maksadım yaralarınızı deşmek, hüznünüzü çoğaltmak, “bunalım takılmak” değil elbette. Bu bayramın empatisini gerçekten kurabilmek, hem kendimizin hem de bayramı farklı hissedenlerin duygularını anlayabilmek için yazdım bütün bunları. Bir nevi duygudaşlık bu işte.

Empatinin sözlük anlamı duygudaşlık, yani insanların duygularına yol arkadaşlığı yapabilmek zaten.

Bizim sürekli zannettiğimiz ve “sempati” ile yaptığımız gibi birilerinin yerine ya da birileriyle birlikte ağlamak, dövünmek, hüzünlenmek, acımak değil, empati. Bir başkasının duygularını, düşüncelerini, istek ve beklentilerini fark edebilmek, anlayabilmek, hissedebilmektir gerçek empati, asıl duygudaşlık…

Mesela; şehitlerimizin yakınları neler hissediyor acaba bu bayramda ve aslında her bayramda? Onlar nasıl bir bayram yaşıyor ve paylaşıyor? Bizler belki geçmişlerimizin kabrine gidemeyeceğiz. Onlar ise geleceklerinin mezarına bile gidemiyorlar bu bayramda.

Mesela; garip, yoksul, yoksun; gözü yolda, kulağı seste olan anneler, babalar, çocuklar, kardeşler, eşler, dostlar hangi duygu durumu ile bayramı idrak ediyor ve yaşıyor? Yetiştirme yurtlarında, huzurevlerinde bulunan kimsesizlerimizin ya da var olan kimsesi de gelemeyenlerimizin burukluğunu düşünürsek nasıl bir fırtınaya yakalanırız sizce?

Mesela; hastalar, hastanelerde şifa ve şefkat bekleyenlerimiz… Hastalarına gidemeyenlerimiz…

Mesela; özel durumu, engeli veya hastalığı olan çocuklarımız. Bu çocukların anneleri, ebeveynleri, aileleri…

Mesela; çocuklarına hasret anneler, babalar; torunlarına özlem duyan anneanneler, babaanneler, büyükbabalar, dedeler…

Mesela; bu bayramı (belki de pek çok bayramı) vazife başında geçirenlerimiz… Bizim sağlığımız ve güvenliğimiz için fedakârca çalışan sağlık personelimiz, acil durum ve güvenlik görevlilerimiz…

Bu “mesela”ları siz daha da artırabilir, duygudaşlık yapmak istediklerinizi istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. Mesele, bu bayramın gerçek empatisini kurabilmek… Kendimize ve duygu durumu farklı olanlara duygudaşlık yapabilmek aslolan.

Bunu yapınca, bu bayramın empatisi ile kendi bayramımızı farklı bir biçimde değerlendirmiş oluruz belki de. Kendimizden başlayarak bayramla ilgili duygularını anlamaya çalışacağımız herkese şu koçluk sorularını da soralım isterseniz:

Bu bayram ile ilgili neler hissediyorsun?

Bayramı böyle yaşamak ve paylaşmak sana neler hissettiriyor?

Bu bayramda kendini nasıl hissediyorsun?

Bu bayramın empatisini böyle kurabildiğinde kendini nasıl hissediyorsun?

Bir bayram yazısında, böyle bir bayram yazısında mutlaka yer alması gereken bir türküyü unuttuğumu sanıyorsanız; unutmadım. Sadece sona bıraktım Aşık Davut Sulari’nin sözlerini:

Bugün bayram günü derler âlem eğlenir

Sen bizim yaylaya gel başın için

Dertliler oturmuş derdin söyleşir

Etme intizarı gül başın için…

Hayran oldum bakakaldım yüzüne

Sürme değil rastık çekmiş gözüne

Hıçkırarak başım koysam dizine

Saçım okşa gönlüm al başın için…

Can bula cananını

Bayram o bayram ola, diyerek başladığımız bu bayram empatisi yazımızı gelin biz yine de sevinçle, huzurla, mutlulukla ve Neşet Ertaş’ın dizeleri ile bitirelim:

Kızılırmak can incitme sen bugün

Mübarek günlerde sel bayram eder

Kitabın kavlince dağlar al geymiş

Karışmış çiçeğe çöl bayram eder…

Her şeye rağmen, her şeye değer bulduklarımızın hatırı için bu bayram sabahı da erkenden camilere koşup huşu içerisinde bayram namazımızı kılalım. İnsanlarla samimi ve içten bir sarılma ile bayramlaşalım. Namaz sonrası kabristanlara giderek geçmişlerimizin kabirleri başında Fatihalar, Yasinler okuyalım. Kaza ve belalardan koruyan, evlatlarımızı bize bağışlayan Allah’a şükredelim.

Yolunu gözlediklerini misafir edemeyenleri, yolunu gözlediklerine gidemeyenleri; bu bayramı BAYRAM GİBİ hissedemeyenleri unutmayalım lütfen. Öncelikle öksüz, yetim çocuklarımız ve sonra ailemiz ve çevremizdeki bütün çocuklara şeker, lokum ve bayram harçlığı verip bayram sevinci yaşatalım. Gözlerinin içine bakıp başlarını şefkatle okşayarak “Daima bu günleri, güzel bayramları göresiniz…” demeye gayret edelim.

Gözümüzdeki yaşı, bağrımızdaki taşa akıtarak biz yine de “Bayram, O BAYRAM ola…” diyelim.

Bu vesile ile ben de bayramınızı kutlamış olayım:

Bayramınız kutlu,

Gönlünüz hep umutlu,

Yaşamınız bütün sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu olsun!