BİR AYDAN DAHA FAZLASI: AĞUSTOS

​Ağustosun sonuna doğru geldiğimiz bu döngüde güneş bir başka selamlar bizleri. Akşam güneşi her zamankinden farklı bir kapanış yapar. Sürekli bir koşuşturma içinde geçen hayat döngümüzde ağustos bize "Bir dinlen, soluklan" diye yalvarır. Ne yaza hazırlık derdi vardır bu mevsimde ne de kışa merhabanın erken telaşı.
​Yazdan kışa doğru koşarken ahşap bir köprünün üzerinde salınarak, attığımız adımda gıcırdayan ahşabın ahenginin tadına vararak yürüme imkânı tanır bize. Gündüz döktürdüğü terin gece özrünü dileyen bir serinlik sunar ağustos geceleri.
​Ne yapacağımızı şaşırmışçasına koşuşturmaktan vazgeçtiğimiz... Cümlelerin sonunu çabuk çabuk getirdiğimiz noktalardan ziyade bir virgül koyar kelimelerimizin manasına; derinleştirir, güzelleştirir, anlamlandırır bizi; işte öylesi bir aydır bu ay.
​"Yazın sıcağından çıktın, bir otur, serinle" der. "Kış geliyor; otur da düşünelim, bir plan yapalım nasıl bir kış geçireceğiz" diye. Şeytanın masası boş zihindir derler. Ne yapacağımızı düşündüğümüz, şeytanın masasını yeksan ettiğimiz en güzel aydır.
​Saksıdaki reyhanı yakmayan bir gün sıcağı var, gece ise pencereden çiçeğin rayihasını burnumuza taşıyacak bir rüzgâr. Zihnimizin tozlanmış raflarını güzel meltemiyle süpürmeye gelen ağustos; sen hoşça kal... Yine gel...