Dijital Bağımlılık ve Kaybolan Değerler: Bir Toplumun Sessiz Yıkılışı

Bir Neslin Kayboluşu ve Kalem Tutan Ellere Uzanan Karanlık

Sözlerime nereden başlayacağımı, içimdeki hangi yangını kağıda dökeceğimi inan bilemiyorum. Son birkaç gündür ülkemizi yasa boğan, yüreklerimize tarif edilemez bir acı bırakan okul saldırılarının izahı yok. Siverek’ten Kahramanmaraş’a uzanan bu karanlık tabloda, asıl amacın ne olduğu, bu çocukların eline o silahların nasıl tutuşturulduğu hala meçhul. Birileri mi bu çocukları maşa olarak kullandı, yoksa dijital dünyanın sanal şiddeti mi zihinlerini bulandırdı da onca masum cana kıydılar? Cevabı ne olursa olsun, geride büyük bir yıkım ve derin bir keder bıraktılar.

Bir ebeveyn olarak düşünmeden edemiyorum: Ben çocuklarımı hangi koşullar altında, hangi güvenle okula göndereceğim? Aklım almıyor; tek derdi kalem tutmak olan o masumları, olası bir saldırıda kim, nasıl koruyacak? Tedirginim, kaygılıyım ve en çok da gelecek adına korkuyorum.

Maalesef gözlerimizin önünde şuurdan, ahlaktan ve kültürel değerlerinden yoksun bir nesil yetişiyor. Atasını, dedesini, dilini ve örfünü unutmaya yüz tutmuş; teknoloji bağımlılığı ile sokakların karanlığı arasında sıkışmış bir gençlikten bahsediyoruz. Okumak, bir meslek sahibi olmak, topluma fayda sağlamak gibi dertleri yok. Varsa yoksa telefon ekranları veya uyuşturucu batağı... Bu nesil sadece kendini değil, koca bir toplumu yok edecek kadar gözü kararmış bir hale gelmiş durumda.

Bizler nereye gidiyoruz diye düşünürken, onlar aslında bir yolları olup olmadığının bile farkında değiller. Ellerinden tutan, yol gösteren bir rehberleri yok; bir el uzandığında ise önyargıyla, tepkiyle geri çeviriyorlar.

Oysa biz böyle mi yetiştik? Şimdi geriye dönüp bakıyorum da; Sabri Hocam, Erkan Hocam, Zeki Hocam ve isimlerini sayamadığım nice kurban olduğum öğretmenlerim... Biz sizin kıymetinizi bilemedik. Sizin sınıfınızda edep vardı, haya vardı, sevgiyle harmanlanmış bir disiplin vardı. Hani o meşhur "öğretmen tokadı" derler ya; o tokat bizim yanağımızda gül açardı. Bugün olsa yine o tokadı yemeye razıyım, çünkü biliriz ki o tokat haksız değildi; aklımızı başımıza getiren, bizi eğiten bir vesileydi.

Şimdiki öğrenciler ise değil tokat yemeyi, haklı bir uyarıya bile kafa tutar hale gelmişler. Saygıyla önünde eğilmesi gereken öğretmenlerine karşı takınılan bu fütursuz tavırları izlerken utanıyorum. Bu cesareti, bu fütursuzluğu nereden alıyorlar, anlamak mümkün değil.

Rabbim bizleri ıslah eylesin ve toplumca bir an evvel özümüze dönmeyi, düzelmeyi nasip etsin. Siverek ve Kahramanmaraş’taki saldırılarda hayatını kaybeden fedakar öğretmenlerimize ve masum öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Duam odur ki; Rabbim bizlere bir daha böyle acılar yaşatmasın.