EĞİTİMİN BİREYİN YAŞAMINDAKİ YERİ

Eğitim  denilince insanın doğumundan, gelişimine, gelişiminden ölümüne kadar süren, ailesinden, yaşadığı toplumdan başlayarak okul ve okul dışı kültürel,sosyal, fiziksel,ruhsal boyutlarıyla yaşamında yer edinecek bir kavramdır. Kısacası "Eğitime yaşamın kendisidir." Diyebiliriz. Bireyin gelişmesi , birikim sahibi olması yada bu birikimi sağlayacak olgular peşinden koşması kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Farklı bir boyutta ele alırsak; eğitim, kişinin düşünce ve davranış şekillerini değiştiren ve bunu geliştiren bir kavramdır diyebiliriz. Eğitimin amacı kişiyi, iyiye, güzele, yararlı birey olmaya ulaştıran yaşama sanatıdır diyebiliriz. 
Eğitimi bu yönüyle ele aldığımız da, toplumların, ülkelerin geleceği, doğru eğitilmiş bir nesille endekslenebilir.  Bu durumda aile ve öğretmenlere büyük görev düşmektedir. İyiyi  öğretebilmek için teknolojinin eğitim alanında bireye yararlı olabilecek şekilde, zararları da göz önünde bulundurulup ayırt edilerek  fayda sağlayabilecek şekilde olabildiğince kullanılması önem arz etmektedir.
2002 yılından başlayıp günümüzde halen devam eden bir dönemi yaşıyoruz. İnternet çocukları dediğimiz bu dönem çocukları, leptopları, cep telefonları, ipodları ve daha nice teknolojik araçları yaşamlarının ayrılmaz bir parçası olarak görmekteler. Durum böyle olunca yeterli düşünmeye zaman ayıramaz oldular. Düşünmeye zaman ayıramamaya bağlı olarak, tembelliği de beraberinde getirmekteye yol açmıştır. Bu nedenle de derserden sıkılma, kolaya kaçma istediği bilgiye anında ulaşabilme sonuçlarını ortaya çıkarmış ve buna bağlı olarak kitap okuma alışkanlığını ortadan  kaldırmış temel bir neslin oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Bu kadar kolaya sahip olan çocuklarımız  çalışmadan ter dökmeden birşeylerin sahibi olacağı algısına kapılmışlardır. Bu gerçeklikleri görmezden gelemeyiz, eğitimin yapı taşları değiştirilmeli ve yeniden programlandırılmalıdır.
Bu yapılamaz ise çocuklarımız kendi iç dünyasından kaçacak,kendinden uzaklaşacak, bütün gününü teknolojik aletlerin başında geçirecek, toplumla ilişki kurmak da zorlanacaktır. Bireye geniş ve sınırsız olanaklar sağlayan teknoloji, yarar kadar,zarar da getirmektedir.
Aileye düşen görev; yalnızca ticarethane mantığıyla açılan okul ve dershanelerden kaçınmalı ,daha yaşanılabilicek yeni bilgi,metot sistem üretebilen ve bunu öğrenciye aşılayabilen öğretmen ve kurumlara yönelmelidir. İdeal eğitim bu temel düşünceyle elde edilebilir.
Geleceğimizin yazgısı olan çocuklarımız, sorgulayan, düşünen, düşündüklerini savunan çağa ayak uydurmuş eğitim ve öğretimlerini geliştirmiş iseler ancak o zaman yaşanılabilir iyi ve güzel bir dünya bizleri bekleyecektir. Bu duygu ve düşüncelerle bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle sevgi ve esenle kalın.