"Hırsız içeriden olursa kapı kilit tutmaz" derler. Bu kadim söz, bir toplumun en büyük savunma hattının dış duvarları değil, içerideki sarsılmaz bütünlük olduğunu ihtar eder. Tarihin tozlu sayfalarından bugüne süzülen en temel ders şudur: Bir millet, ancak kendi içinde kenetlendiği sürece dışarıdaki fırtınalara göğüs gerebilir. Farklı renklerimiz, etnik kökenlerimiz ve kültürel zenginliklerimiz birer ayrışma sebebi değil; aksine bir kilimi eşsiz kılan farklı desenler gibidir. Gerçek bir medeniyet, bu çeşitliliği bir potada eriterek "biz" diyebilme sanatıdır.
Huzurun temeli ailede atılır. Genç nesillere sadece bilgi değil, bir olma ve diri kalma ruhu aşılamak; onları vatan sevgisiyle ve ortak değerlerle yetiştirmek geleceğimizin en büyük teminatıdır. Siyasi istikrarın sağlandığı dönemlerde yatırımların arttığı, refahın tabana yayıldığı ve ülkenin şahlandığı bir gerçektir. Devletin ve milletin huzuru, siyasi çekişmelerin ötesinde, ortak bir ideal etrafında toplanabilmekte gizlidir.
Toplumsal dirliğimizi kemiren aile içi şiddet, çocuk istismarı, kadın cinayetleri ve artan hırsızlık olayları, sadece bireysel suçlar değil; birliğimize vurulmuş ağır darbelerdir. Bir toplumun gücü, en zayıf ferdini koruyabildiği ölçüde ölçülür. Kadının ve çocuğun güvende olmadığı, adaletin ve emniyetin her kapıda hissedilmediği bir yapıda siyasi istikrar kök salamaz. Eğitim sadece diplomadan, teknik bilgiden veya sınav başarılarından ibaret değildir; asıl eğitim nefis terbiyesiyle yoğrulmuş, edep ve merhameti merkeze alan bir ahlak inşasıdır. Vicdanı kurumuş bir nesil, en gelişmiş teknolojilere sahip olsa bile huzuru inşa edemez. Bizler, yanlışlıklara karşı İslam tarihinin o muazzam adalet ve şefkat mirasıyla durmalı, her türlü zorbalığa karşı önce kendi içimizdeki vicdanı ıslah ederek toplumsal bir direnç kazanmalıyız.
Terörün her türlüsünden arınmış, dağlarında silah seslerinin değil, çoban ayranının ve şenliklerin yankılandığı bir Türkiye, hepimizin ortak istikbalidir. Terörle kararlı mücadelenin sadece bir güvenlik meselesi olmadığı, aynı zamanda bir ekonomi meselesi olduğu unutulmamalıdır. Teröre harcanan devasa kaynakların; fabrikalara, yollara, teknolojiye ve eğitime aktarılması, ülkemizin refah seviyesini katlayacaktır. Terörsüz bir vatan, enerjisini kavgaya değil kalkınmaya harcayan, dış müdahalelere karşı göğsü dik bir dev devlettir. Bu güven ortamı, doğrudan yabancı yatırımı çekecek, turizmi canlandıracak ve yerli üreticinin önünü açacaktır.
Eleştiri elbette demokrasinin bir gereğidir; ancak bu eleştiriler yıkıcı değil, yapıcı olmalı ve aile içindeki mahrem sırlar gibi dışarıya sızdırılmamalıdır. Kendi iç meselelerimizi kendi irademizle, komşuluk hukukumuzla çözmek, tam bağımsızlığımızın en somut göstergesidir. Siyasi partiler şahsi menfaatleri ve kısır döngüleri bir kenara bırakarak, sadece ülkenin bekası ve halkın refahı için proje üretme yarışına girmelidir. Milletiyle barışık olmayan iktidarlar gibi, ülkenin ilerlemesine sadece "çelme takan" muhalefet anlayışı da zamanla halkın nezdinde kaybolmaya mahkûmdur.
Geçmişimiz bize açıkça göstermiştir: Ayrıştığımızda dağıldık, birleştiğimizde ise tarih yazdık. Bugün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini merkeze alarak kenetlenme vaktidir. Dünyada cereyan eden nahoş olaylardan, yıkılan devletlerden ibret alarak; önce kendi nefsimizi, sonra ailemizi ve çevremizi güzel ahlakla onaralım. Kültürümüze, inancımıza ve birbirimize sahip çıktığımızda ekonominin de düzeldiğini, toplumsal güvenin de yeniden bir kale gibi yükseldiğini göreceğiz. Küçük hesapları, basit kırgınlıkları bir kenara bırakıp, tam bağımsız ve huzurlu bir Türkiye için bir ve beraber olalım. Birliğimiz dirliğimiz, dirliğimiz ise ebedi saadetimizdir.