Millet olarak, Yunus Emre'nin dediği gibi "Yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü." Milletimizin merhamet damarları güçlüdür. Yaradan'ın yarattığı her şeye hoşgörüyle yaklaşırız, merhamet ederiz, severiz, koruruz, onlara sahip çıkarız.
Ancak bu hoşgörü ve merhamet limitsiz şartsız değildir. Bu sınır insan huzurunun, sağlığının, can güvenliğinin tehdit edilebileceği noktaya kadardır.
Devletin ve toplumun asıl görevi de insan hayatını korumak ve kollamaktır.
Bugün, özellikle başıboş köpek ve kediler ile çoğu hayvan sahiplerinin sorumsuzlukları yaşam alanlarımızda çok ciddi tehditler yaratmaktadır. Hemen hemen hergün bu hayvanlar tarafından parçalanan insan ve ortaya çıkan hastalık vakalarıyla karşılaşıyoruz. Bu vakalar görmezden gelinecek ya da duygusal reflekslerle veya hayvanseverlikle görmezden gelinecek meseleler değildir.
Aslolan, en değerli olan, eşrefi mahlukat olan insandır.
Özellikle, çocuklarımızın oynayabileceği, toprakla buluşabilecekleri park ve bahçeler ile sokak ve caddeler hayvan dışkı ve idrarlarıyla pislik yuvasına, mikrop saçan merkezlere dönüşmüştür.
Hayvanseverlik yapıyoruz diye, insanlarımız ile hastane pastane, market, alışveriş merkezleri kısaca insan yaşam alanları bu hayvanlara ve bunlara verilen hayvan mama ve dışkılarına kurban edilmiş, tahammül sınırlarını aşmıştır.
Büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştirmekte yaşadığımız sıkıntılar ortadayken, popülist yaklaşımlarla milyar liralarla ifade edilen barınak yapımı, yem harcamaları israftır, akıllıca bir çözüm olmayıp insan hayatını hiçe sayan mama lobilerine hizmettir.
Kısırlaştırıp sokağa salmak ile toplayıp barınaklarda beslemek kamu kaynağının israfı olup vicdan sömürüsü yapan mama lobilerine (yem tacirlerine) hizmet etmekten başka bir şey değildir.
Besi hayvanlarının bile belli yaş ve kiloda kesimleri yapılırken, barınaklarda hiç faydası olmayan köpekleri ölene kadar beslemek hiç de akıl kârı bir hareket tarzı değildir.
Hele hele meselenin maddi-fiziki tarafı, can kayıplarının acısı, pisliğin, hastalığın, hijyensizliğin zararları bir yana, "oğluşum" yerine konan hayvanla insanı eşitleyen felsefi çarpıtma başlıbaşına manevi iflastır.
Bu yaklaşım sokaklarda koyun gibi obez olmuş, uyuzlaşmış köpeklerle, avcılık özelliğini kaybetmiş, farelerden bile korkan, mama versinler diye hımbıl hımbıl bekleyen kediler yaratmış, hayvanların fıtratının köküne kibrit suyu dökülmüştür.
Tüm bunların yanısıra;
Özellikle köpeklerden kaynaklanan neredeyse %100 ölümcül viral bir hastalık olan kuduz tehlikesiyle ilgili Türkiye'de; 2021 yılında 250 bin 375 olan kuduz riskli temas sayısı, 2024 yılında 500 bine yükselmiştir. Tehlike her geçen gün yükselmektedir.
Ayrıca kedi köpek idrar ve dışkısı;
Toksoplazmozis ,
Giardiasis
Campylobacteriosis,
Leptospiroz,
Salmonelloz,
Ekinokokkoz (Kist Hidatik Hastalığı) gibi bir çok tehlikeli hastalıkların kaynağıdır.
Sağda solda garip hareketler sergileyen, güya eylemci örgütlü hayvanseverler (?) yalnız da değil, özellikle Alman istihbaratı BND,
bir çok derneği destekliyor, hatta bir çok Alman gelip gösterilere katılıyorlar, videolar çekiyorlar...
Batıda cadde ve sokaklarda başıboş kedi köpek göremezsiniz.
Ölüm, hastalık, kuduz, kaza sebebi, mali ve ekolojik zarar vb. bir çok zararı olan bu hayvanlar için daha fazla israf yapılması haramdır, günahtır, yazıktır.
Hayvan sahiplerinin ve hayvanseverlerin eğitimi dahil, merhamet, sevgi ve sorumluluk arasındaki dengeyi kaybetmeden, akılcı, sürdürülebilir ve ekonomik çözümler hayata geçirilmelidir.
Gerekli tedbirler, itlâf dahil kararlılıkla ve gecikmeden alınmalıdır. Barınaklar daimi değil, geçici barındırma yeri olarak kullanılmalıdır.
Park ve bahçelere hayvan sokmak kesinlikle yasaklanmalı, sokanlara ağır müeyyideler uygulanmalıdır.
Hayvansever görünümlü insanların bu hayvanları belli bir süre içinde sahiplenmeleri beklenmeli, sahiplenilmeyen köpekler acısız şekilde itlaf edilmelidir. Sokağa bırakanlar ise cezalandırılmalıdır.
Yasa ve merkezi idare tarafından başıboş hayvanlar için alınması gerekli tedbirlerle ilgili yayımlanan Genelgelere uymayan, hatta lobilere şirinlik amacıyla yok sayıp, uymayacağını alenen söyleyen ve bu konudan birinci derecede sorumlu olan belediyeler popülist yaklaşım, şirin görünme ve oy kaygısıyla değil, insanın ve insan yaşamının sağlıklı koşullarını oluşturabilme kaygısıyla görevlerini tam yapmalıdırlar.
Ne sokakta ne de barınakta…