Yazar Müsveddesi

-Yazar Müsveddesi-
Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, Urfa'dan olmayan bir organizatör firmaya kitap fuarı işi havale etmiş. Topçu meydanı da kitap fuarı için tahsis edilmiş. Reklam panoları, elektrik direkleri günler öncesinden bu işin duyurusu için donatılmış. Belediyenin ilgili birimleri de vatandaşın dikkatini çekmek için çabalayıp duruyor.
Güzel bir çalışma.
Sosyal belediyecilik açısından takdir de edilir.
Ama konu kitap olunca söylenecek söz öyle çok ki. Bir kere yazar olma meselesi var.
Yazar olma kriterleri var.
Kime yazar denir, kime denmez tartışması var.
Bana göre yazar dediğin, o kitaptan bu kitaptan bilgiler derleyip, bu bilgileri büyük bir dürüstlük göstererek kaynağını da belirtip yeni bir kitap oluşturan değildir. Bunun adı derleyicidir. Kitapları okur, araştırır, konuları seçer ve hepsinden derlediği bilgileri bir araya getirerek bir kitap oluşturur. Buna derleme denir ve o kişi derleyendir. Ama kesinlikle yazar değildir.
Yine herkesin bildiği, hatta bazı kişilerin çok çok iyi bildiği konuları yazıya döken, söylenmiş sözleri tekrarlayan kişi de yazar değildir. Çünkü onun kitabına koyduğu bilgiler, deryanın yanında damladır.
Bir de adına yazar densin, kitabı olsun diye ıkına ıkına iki kelimeyi bir araya getirip, elinde müsveddeleri ile eli kalem tutanların, editörlerin, tasarımcıların yollarını aşındıranlar var. Yazdıkları birkaç sayfa yazı kitap halinde basılıncaya kadar onu en az yüz kişiye okutmuş, redakte ettirmiş olur. Kitap baskıya girmeden önce de son bir demosunu alıp günlerce inceler, kırmızı kalemle işaretler koyar da sonradan düzeltme yapılacak diye. Düzeltmeleri kendince yaptıktan sonra bir demo daha alıp uzman birinin önüne koyar. O da kazancı olmadığı için sırf merhabası kesilmesin diye usulen bir iki düzeltme yapar “çok güzel olmuş, eline yüreğine sağlık” deyip sırtını sıvazlar.
Sonrasında işi bastıracak en ucuz bir matbaa aranır. Kapağına da “üfürük yayınları” diye eklenir ki, kitabı bir yayınevi bastırmış gibi görünsün. Yıllarca hazırladığı, aylar boyunca üzerinde bir ekiple çalıştığı kitap baskıdan çıkınca az çok okur yazarı olanlar bile bariz hataları görür. Cümleler bozuktur, kelimeler yetersiz, imla hatalıdır. O da bu kadar hatasını ancak kitap basıldıktan sonra görür ki, “bu acemiliğimize geldi, bir dahakine daha profesyonel olacak inşallah” der.
Adamın adı bir kere yazar oldu ya. E kitabı var nasıl olsa!
Her ne kadar cümlelerin büyük çoğunluğunu başkaları önermişse de imza ona ait artık.
Artık bir kasılmaya başlar ki, aynen müşteriden parayı tahsil ettiğimde yolda yürüdüğüm hale gelir. Paranın bende yaptığı değişim, banka makinesine gidip borçları ödeyene kadar devam etse de bu ıkınık yazarların değişimi ömür boyu sürer. Bir de sahte yazarlar vardır.
Hayatlarında bir mektup sayfası yazı bile yazmamış olanların, birilerine para karşılığında yazdırdıkları yazıları alıp kendi adlarına yayınlarlar. Kitap sahibi olurlar!
Böylesine bile rastladım.
Tıpkı çizeceği yağlı boya tablosunu tuvale projeksiyonla yansıtıp görüntünün üzerini boyayan sahte ressamlarımız gibidir bunlar. Yaptıkları sahteciliğin farkında olduklarından o konu üzerine konuşmaktan kaçınırlar. Bunu da alçak gönüllülüğe verirler. Oysa az çok sanattan, edebiyattan anlayanlar onların kapasitesinin bu olmadığını bilir.
Kitabı olan akademisyenlerimiz de vardır. Akademik bir dille, dipnotlar, kaynaklar belirtilerek yayınlar oluştururlar. Noktalama işaretleri, satırlar ve paragraflar arasındaki boşluğun mesafesi, harfler arasındaki uzaklık, indeksin doğruluğu içerikten çok çok önemlidir onlara göre. Bir kere gözünü yükseğe dikmişse kesinlikle kendinden tek kelime katacak değildir bu yayına. Çünkü kaygıları vardır, önyargıları vardır. Hiçbir konu hakkında kendi görüşünü, düşüncesini açıklayamaz, bir konu hakkında yorum yapamaz. Araştırarak sonuca vardığı bir mesele yoktur, tahlil yeteneği sıfırdır. Sadece olanları ortaya koyar, suya sabuna dokunmaz. Bunun adına da bilimin tarafsızlığı ve doğruluğu der. Kendisinden beklenen bu değildir. Yaptığı, sadece kariyer kaygısı ile dilini tutmaktır. Kimseye ters düşmeden, tartışmadan kariyer basamaklarını tırmanayım derken bu hal onun karakterine işler.
Bakmışsın kariyerin zirvesine çıkmış ama hala söylemesi gerekeni söyleyemiyor. Çünkü artık fıtratı değişmiştir.
Kitabı olsun, kendisine yazar densin diye türlü türlü yollar deneyen öyle çok kişi var ki.
Hayatında iki kitap okumadan yazarlığa soyunan mı dersin, onun bunun şiirlerini bir araya getirip kitap çıkaran mı dersin, duyduğu anonim hikayeleri defalarca yazılmış olmasına rağmen tekrardan yazıp kitap sahibi olan mı dersin.
Her çeşidi var bu alemin.
Yani yazar diyeceğimiz kimse yok mu?
Ne çatıyorsun yine diyeceksiniz..
Elbette yazar olanlar var.
Yazar olan, kimsenin yazmadığını yazandır.
Yazar olan, hayal dünyasında yepyeni senaryolar üretip, yepyeni karakterlere hayat verendir.
Yazar olan, iddiası olandır.
Yazar olan, bir fikri olandır.
Yazar olan, konuları araştıran, kimsenin duymadığını, bilmediğini, düşünmediğini, söylemediğini yazıya dökendir.
Diğerleri mi?
Yazar müsveddesi.