Modern çağın sunduğu teknolojik imkânlar, beraberinde "asrin silahı" olarak nitelendirebileceğimiz sofistike bir kuşatmayı da getirmektedir. Artık savaşlar sadece fiziksel cephelerde değil; zihinlerin derinliklerinde, dijital ekranların ışıltısında ve toplumsal ahlakın kırılma noktalarında cereyan etmektedir. Kumar, madde bağımlılığı, illegal bahis oyunları ve kolay yoldan kazanç vaadiyle kurgulanan dijital tuzaklar, sadece bireysel birer zaafiyet değil, bir milletin en stratejik sermayesi olan "temiz nesli" hedef alan sistematik birer saldırıdır. Ekonomik baskıların tetiklediği psikolojik buhranları istismar eden şer odakları; uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı ve çocuk istismarı gibi karanlık sahalar üzerinden terörün finansmanını sağlamaktadır. Bu noktada toplumumuzun sahip olduğu sağduyu ve inanç değerleri en güçlü kalemiz olsa da, sosyal medya aracılığıyla sağlanan sınırsız erişilebilirlik, gençlerimizi bu kirli kurguların doğrudan hedefi haline getirmektedir.
Bu tehlikeleri bertaraf etmek, dar kalıplara sıkışmış siyasi tartışmaların çok ötesinde, devletin tüm kurumları, sivil toplum kuruluşları ve siyasetin her kanadıyla birlikte yürütülmesi gereken "siyaset üstü" bir beka meselesidir. İhtiyacımız olan her türlü yapıcı malzeme ve çözüm reçetesi, şanlı tarihimizde ve İslam inancının evrensel ilkelerinde mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’in "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" (Necm Suresi, 39) ikazı, kolay kazanç tuzaklarına karşı en büyük zırhımızdır. Maruz kaldığımız dezenformasyon ve zihni kuşatmayı aşmanın yolu ise "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer Suresi, 9) ayetinin emrettiği üzere, okumak, anlamak ve yüksek bir farkındalıkla yaşamaktan geçmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin "Bir olalım, iri olalım, diri olalım" çağrısı, toplumsal çürümenin panzehiri olan o sarsılmaz birliğin anahtarıdır. Büyüklerimizin bütün ümidinin gençlikte olduğunu unutmayalım. Bu mücadelede korumamız gereken hazinenin kıymetini bizlere vazife olarak yüklemektedir.
Temiz bir nesil inşası, kuşkusuz bilinçli bir aile yapısında başlar. Aileler, evlatlarını bu çirkin tuzaklardan korumak adına dijital dünyayı sadece yasaklamak yerine, güvenli kullanımı öğreten ve çocukla kurulan sarsılmaz güven bağına dayanan bir rehberlik üstlenmelidir. "Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden üstündür" düsturunca, doğruları sadece anlatan değil, bizzat yaşayan model şahsiyetler olmak mecburiyetindeyiz. İç ve dış barışı tesis etmiş, milli ve manevi değerleriyle kuşanmış bir toplumda, hiçbir münafıklık tekniği ve hiçbir kirli kurgu karşılık bulamayacaktır. "Karanlığa küfretmek yerine bir mum yakma" iradesiyle; okuyan, anlayan ve yaşayan bir toplum olarak kenetlendiğimiz sürece, evlatlarımızı karanlık odakların insafına bırakmayacak, onlara güven dolu bir gelecek miras bırakacağız.