banner227

Daha önceki bir yazımızda Köyün Sesleri’ni yazmıştık.

Önceki akşam eski bir Urfa evinde otururken burnuma gelen kebbat kokusundan esinlenerek köydeki kokular aklıma geldi.

Köyden aklımda kalan en bariz koku elbette ki tezek kokusu.

Her evin önünde yığın yığın duran, bazısı bayatlamış, bazısı taze halde kurumayı bekleyen tezekler.

İlyas Salman yavuklusuna bir teneke tezek getirip, “Hediye getirdim boku” deyip, “Bir tenekeyi beğenmedi, iki teneke istiyor” demesi de o dönemler tezeğe verilen değeri anlatıyordu.

Komşu komşunun külüne muhtaçtır denir de, köyde komşu komşunun tezeğine bile muhtaç olurdu bazen. Çocuk gönderilir 5-10 tezek borca istenir, daha sonra tezek olarak ödenirdi.

Neler yapılmazdı ki o tezekle.

Yemek tezekte pişirilir, sobada tezek yakılır, çamaşır kazanlarının altında tezek ateşi yakılırdı. Tezek sadece cenaze suyu ısıtılırken kullanılmazdı ki, yanması yavaş ve ağır olduğu için ölü bunu bekleyemezdi. Ölü suyu kuru ağaç dallarıyla ısıtılırdı.

Köyden hafızamda kalan kokuların ikisi buydu. Çünkü ikisi de oldukça ağırdı. Biri ağır tezek kokusu, diğeri ölünün kasvetiyle ve ağıt sesleriyle yükselen odun ateşi kokusuydu.

Köydeki kokularla burası elbette kıyaslanamaz. Burada egzos kokusu, kömür kokusu ve çoğu bina girişinde kanalizasyon kokusundan başka minibüslerde pis kokan adamlar ve mis gibi kokan kızların kokuları var.

Oysa köyde kaynayan kazanlardan çıkan hedik kokusu hala burnumda tüter.

Baharda açan hardal çiçeklerinin rüzgarla savrulan ferah kokusu, bir köşede ölmüş eşek leşi kokusuna karışır köyde.

Sabah beriden getirilen sütlerin tezek ateşi üzerinde kaynarken çıkan koku, bir dönem marketlerde satılan laktaz sütün kokusuna benzerdi. Hem tezek hem süt kokusu gelirdi.

Temizliği de başkaydı köyün. Beyaz sabun ve sodayla yıkanan temiz çamaşırlar kokardı. Temiz kokan çamaşırların üzerine köy odalarında sinen kaçak tütün kokusuna bazen demli bir çayın, bazen acı kahvenin kokusu eşlik ederdi.

Yeni biçilen ekin tarlasının kuru kokusundan önce yeşil başakları koparınca çıkan yeşillik kokusu hatıra gelirdi.

Köyde hayvanların kokusuna da aşinaydık. Kovalayıp yakalayınca kucağımıza aldığımızda tavuğun koktuğunu, eşeğe binince üzerimize kokusunun sindiğini, koyun sürülerinin içinde gezip onları okşadıkça elimize geçen ve yıkamamıza rağmen uzun süre geçmeyen koyun kokusu vardı.

Köy postasına binen köylülerin kokusunu bugün bile hatırlarım. Köylü kokardı onlar.

Köyün kokularını bu kısacık yazıda anımsayarak küçük bir nostalji yaptık.

Koku da ses gibi insan hafızasında izler bırakan bir şey.

Köyün kokusu diyerek konu ettiğimiz koku meselesini okuyanlar, hangi kokuyla akıllarına nelerin geldiğini bir düşünsün, kokunun üzerlerinde bıraktığı etkiyi gözden geçirsinler istedim.

Kalın sağlıcakla. 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner142