Cumhuriyet tarihi ile  Anadolu ve Balkan diyarına gelmiş olan seçme ve seçilme hakkı  Anadolu irfanı tarafından demokratik zemin adı altında muazzam bir nimet sayılmıştı.  21 yüzyılın  ilk çeyreğinde özellikle seçimle adayları yerelde ve genelde belirlemek için oyları olduklarını düşünen ve  zaman geçtikçe neye veyahut kime hizmet ettiklerini anlamaya başlayan halk bölgesel kaosun birer parçası olmaktan kurtulamamıştır. Genel çerçevede demokrasi narası ilk başlangıçta birer modern tercih gibi görülmüş yada öyle anlaşılmışsa da seçimlerin görülmez bir el ile dayatma üsülü yapıldığını irfan sahibi anadolu halkı  çeyrek asır geçmeden idrak etmiştir. Halkın genel anlamıyla zorunda kaldığı eylemsel olay ve olgular karşısında da istemedikleri konuma evrilmeleride savundukları olgunun neticesi olmuştur. 
 

Demokratik lafızla gerek muhafazakar gerekse seküler kesim kendilerine ait olanı daha farklı bir söylevle kendileri gibi olanı tercih etmeleri için birer anahtar olarak seçme ve seçilmeyi önemsedikleri kolaylıkla ifade edilebilinir. Bu çoğulcul nedenler silsilesiyle aday belirlenirken bölgesel gücü ve maddi olanakları olan adaylar partiler tarafından tercih edilmekte. Buda yerelde seçmenin yani  oy kullanacak olan halkın mensubiyet hisettiği partinin güçlü aday  olarak belirlediği kişinin  modern zorbalıkla seçilmesine fırsat vermekten öteye gitmemektir. Peki demokratik olanakların bizlere sunduğu seçme ve  seçilme hakkı nasıl oluyor da dayatma neticesiyle biraz daha açık ifade etmek gerekirse demokrasi adı altında önümüze bir başka tercih hakkımızın  olmadığı bir aday dayatılıyor.
Olay çok basit aslında korku, güç, para ve itibarla dayatmalara kılıflar bulunarak adayların tercih edilmesi zorunlu kılınır. Para ile oy kazanma, korku ile oy devşirme, güç ile kitlesel algı oluşturma ve son olarak ataerkil itibarla seçilmeye kadar gider bu süreç. Hal böyle olunca seçmen seçilmeye aday olan karşısında her açıdan bir dayatmanın mahkumu olarak karşımıza çıkar. Bu durum  tek bölgede veya tek bir belde de yaşanmadığı gibi genel anlamıyla çark için her bölgede ve belde de bu sistem  tercih edilir. 
 

Hülasa halkın demokratik narası attığı her yerde bunu görmek mümkündür. Yani irfan sahibi halk,  seçimini yaparken modern sürecin kollektif köleliği karşısında her daim boynu bükük olarak karşımıza çıkmakta. Çünkü kendinden olanı seçerken dahi kendinden olanın bir başka tercihi ona bırakılmamakta. Sadece kendinden olduğu gibi düşünülen adayın savunuculuğunu bir üste bahsetmiş olduğumuz nedenler silsilesi ile tercih etmesi için seçmene imkan tanınmadan öteye gitmelerine izin verilmemektedir. O yüzden mevcut yapılacak olunan yerel seçimide böyle değerlendirmek yanlış olmayacağı gibi bizatihi kolektif köleliğin postmodern yapısı ile karşı karşıya olduğumuzuda ifade etmek gerekir. Gerçi insanın yanı kişisel maslahatın ( menfaat) var olduğu yerde demokratik yapının tam anlamıyla var olmasıda mümkün degildir.