İnsanlar sürekli olarak bir Yaratıcı’ya inanmak isterler. Görmezler, sesini duymazlar, varlığını hissetmezler. Ama her şeyi o Yaratıcı’nın sevk ve idare ettiğine inanırlar. Toplumdan topluma, inançtan inanca değişip, Yaratıcı’nın adı Allah, Rab, Tanrı, Ruh, Baba, God, Hüda olsa da kastedilen aynıdır.

Dinsizlik dini (ateizm) hariç, tüm inançların temelinde Yaratıcı vardır ve insanlarla bir şekilde irtibat halindedir. İnsanlarla irtibatını seçtiği Peygamber aracılığıyla sağlar. Ancak insanların çoğu, Yaratıcı ile arasında bir Peygamber’in olmasını kabul etmezler, o da bizim gibi bir beşer derler. Yaratıcı’nın yani Allah’ın gönderdiği tüm Peygamberler toplumları tarafından yadırganmış, dışlanmış, deli denmiş ve horlanmıştır. Başına bela gelmeyen bir tek Peygamber yoktur.

İbrahim ateşe atılır, İsa çarmıha gerilir, Zekeriya kesilir, Yusuf kuyuya atılır, Şuayp şehrinden kovulur.

Şuayp dediğimde aklıma Urfa gelir. Çünkü Şuayp Şehri Urfa’dadır. İbrahim Peygamberin soyundan olan Şuayb Peygamber, kendisine inanan bir kişi bile bulamadığından toplumdan dışlanmıştır. Zor mesele yani. Hem Peygamber olduğunu cümle aleme duyuracaksın, hem de sana inanan bir kişi bile bulamayacaksın. Böyle olunca da toplum Şuayb ile dalga geçmeye, aşağılamaya ve aralarından uzaklaştırmaya çabalamıştır. Şuayb’da büyük çabaları sonucu kendisine inanan birkaç kişi bulduktan sonra yaşadığı toplumu terk eder. Terk ettiği toplumun hepsi, ortaya çıkan bir depremle helak olurlar.

Urfa’daki Şuayp Şehri incelendiğinde burada bir depremin yaşandığı kesin olarak gözlenmekle birlikte, Şuayb’ın kendi toplumunu terk ettikten sonra mı buraya yerleştiği yoksa buranın Şuayb’ın terk ettiği yer mi olduğu bilinmemektedir.

Ancak bilinen şey, Şuayb’ın Peygamber olarak gönderildiği toplumun genel ahlak yapısıdır. Şuayb’ın Peygamber olarak gönderildiği toplum, çok zengindir. Zenginliklerinin sebebi, kendilerinden güçsüz olanların malını gasp, kervanları soyarak malları ve hayvanları talan etmek, eksik tartmak gibi aşağılık işlerdi. Hırsızlık ve gaspı meşru olarak gören bu halkta her türlü sapıklık vardı. Yalan söylemek, putlara tapmak, zina, içki gibi her türlü kötü huya sahiplerdi. Şuayb, böyle davranmak yerine; putlara tapmaktan vazgeçmelerini, dürüstçe çalışmalarını, helal yoldan kazanç edinmelerini, sapıkça huylarını bırakmalarını istemiştir.

Ancak sapık toplum, pisliklerini bırakmamış ve Şuayb’ı da yurdunu terk etmeye zorlamışlardır. Bunu yapan toplumla ilgili olarak, Araf Suresi 86’ncı ayette onların acı sonu haber verilir: Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar!

Yine aynı surenin 86’ncı ayetinde: İnsanları tehdit edip, Allah yolundan alıkoyarak ve onu eğri göstermek maksadıyla her yolun başında oturmayın. Düşünün ki, sizin sayınız azdı, sonra o sizi çoğalttı. Bozguncuların sonunun nasıl olduğunu da düşünün!” ifadesi, insanı ürpertiyor.

Şuayp, çok yumuşak huylu, halim selim, mütevazı bir insan olmasına rağmen, içinde bulunduğu kavmi her türlü pisliği mübah gören, zorbalık, hırsızlık, haksızlıkta mahirlerdi. Son derece bolluk ve bereket içinde yaşamalarına rağmen çeşitli hileler, alışverişte ölçü tartı yaparken hile yapmak, milletin malını kötü gösterip düşük ücretle alıp yüksek ücretle satmak onların en övündükleri yanlarıydı. Bugün içinde yaşadığımız toplumun da büyük çoğunluğu aynı durumda değil mi?

Şuayb’ın kavminin ileri gelenleri, bugünün ileri gelenleri gibi toplumda baskı, zulüm ve menfaat çetesini kurmuşlar, düzenlerinin bozulmasını istemiyorlardı. Şuayb’ın kavminin ileri gelenleri, halkın Şuayb’ın yanına gitmesine engel oluyor, güçlerinin yettiğini tehdit ediyor, onu kötülüyor. Şuayb’a da açık açık; “Senin söylediklerinden bir şey anlamıyoruz. Eğer akrabaların olmasaydı seni öldürürdük.” demekten çekinmiyorlardı.

Ne kadar günümüz toplumuyla uyumlu bir yapıdan bahsediliyor değil mi?

Şuayb’ın kavminde olduğu gibi, günümüz toplumunda da insanlar iyi veya kötü olsun birey olarak değil, akraba sayısı, nüfuz etkisi ile değerlendiriliyor.

İyi ki hiçbir kelimesini anlamadan Kur’an okuyan bir hafız olmak yerine, anlayarak, düşünerek ve aklını kullanarak yorumlayan biri olmayı tercih etmişim. Böylece Allah’a inanan biri olarak, Allah’ın insana ne demek istediğini kavrıyor, Kur’an’ın mucizevî yönünü keşfedebiliyorum. Her okumamda tüylerimi diken diken eden ayetler, sanki şu anda inmiş ve günümüz insanlığına sesleniyor. Böylece benim inandığım Allah ile, okuduğunu, dinlediğini anlamayanların Allah’ı farklılaşıyor. Benim inandığım Allah; okumayı, düşünmeyi, akletmeyi, ibret almayı, çalışmayı, iyilik yapmayı, doğru sözlü olmayı, helali, hak-hukuku gözetmeyi, tedbiri, salih ameli ve sabrı tavsiye ederken, onların Allah’ı bunun tersini söylüyor. İkimiz de aynı Allah’a inanıyoruz ama Allah ona farklı, bana farklı mı konuşuyor?

Haşa.

Elbette değil.

Ben Allah’ın ne söylediğini anlıyorum, o anlamıyor. O sadece konforunu bozmayan, huzurunu kaçırmayan, malına mal eklemesini engellemeyen, sapıklıklarına göz yuman bir Allah tasavvur ediyor. Hırsızlık yapmaya başlarken Bismillah, hırsızlığı başarıyla tamamladığında Elhamdülillah diyor! Kendi pisliğini örtmek istediğinde ise Allah bunu böyle istemiş deyip, topu Allah’a atıyor. Böylece ortaya farklı Allah inançları çıkıyor. İşte insanlığın üstüne pislik yağdıran şirk de burada başlıyor. Böylece her kesimin Allah inancı farklılaşıyor, yedek ilahlar ortaya çıkıyor. Paganizmin nesnelleşen puta tapınma inancı, örtülü şirkle fiilen zihinlerde yer bulduğu gibi, toplumda da genel kabul görüyor. Daha da acı olan gerçek ise, putperestlik inancını fiilen yaşatanların, dini reddedenler veya dine karşı olanlar değil, bizzat dinin içindeki insanlar olmasıdır.

Peygamberimizin vefatının hemen ardından başlayan şirk toplumuna geçiş süreci, parmak kadar derin, okyanus kadar geniş bir menfaat meselesidir. Günümüzde şirkin sebebi olan durum da aynı kaynaktan beslenmekte ve modern putçuluk olarak gelişmeye devam etmektedir. Modern şirkin mensupları ve temsilcileri, kendi inandıkları ve adına ne yazık ki Allah dedikleri putlarına inanmaya toplumun tüm kesimlerini davet etmekte, bunun için de toplumun iman, bilgi ve akıl zaafını kullanmaktadır.

Günümüz şirk toplumuna baktığımız zaman, eski zamanların putperetstlerinin ve çok tanrılı din mensuplarının, bugünkü modern putçuluğa inananlardan daha dürüst olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Çünkü onlar putlarını nesneye çevirmişler ve Allah’ı bundan ayrı tutmuşlardır. O putperestler de Allah’ı biliyor, namaz kılıyorlardı. Ama atalarının kendilerine miras olarak bıraktıkları putlara tapınmaktan vazgeçmiyorlardı. Peygamberlerin anlattığı Allah’tan kesinlikle rahatsızlık duymuyorlardı. Allah’ın yüceliğini, kudretini, azametini, eşsizliğini bilip, iltifat ediyorlardı. Peygamberlerin getirdiği inanç sisteminden tek beklentileri, menfaatlerini koruyup kollayan alt ilahların yani putların ortadan kaldırılmamasıydı. Günümüz putperestlerinin tapındığı putlar nesne olarak yoktur ancak ne yazık ki pagan sistemindeki gibi varlıklarını çok güçlü şekilde hissettirmektedirler.

Urfalı İbrahim Peygamberin putları kırarak toplumun şirk kodamanlarını rahatsız ettiği gibi, günümüz modern putçuluğunun kodamanları da düzenlerinin bozulmasından rahatsızlık duyuyor.

Mal, mülk, kazanç, kariyer, konfor gibi menfaatlerle şirke dönüşen inanç sistemi, toplumu adeta kemiriyor, geriye atıyor, ilimden, bilimden, felsefeden, fenden uzaklaştırıyor.

Tüm ihmallerin faturası Allah’a kesilmeye, dünyası futbolla şekillenen toplum, sıkıştığı anda topu Allah’a atmaya devam ediyor.

Modern putperestliğin en korktuğu durum, menfaatlerinin ellerinden gitmesine neden olacak seslerden başkası değil. Bu sesi çıkaran bir peygamber olmayacağına göre, olsa olsa ya bir yazar, siyasetçi, gazeteci, akademisyen veya herhangi bir kişi belki de kişiler olacaktır.

Modern putçular, huzurlarını kaçıranları tehdit, şantaj ve önerdikleri menfaatlerle engellemeye çalışırlar. Yollarından çeviremedikleri huzur kaçırıcıların başına bir iş geliverse, “söz dinlemedi”, “yazık oldu” derler. Kerbela’da Hz. Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep’e bazıları gelir, “Allah sizi zelil etti! Perişan oldunuz.” diyerek acıdığını, keşke yollarından dönselerdi de böyle bir durum olmasaydı demeye çalışır. Zeynep, “Biz Rabbimizden iyilik, güzellikten başka bir şey görmedik.” der. Bu iman karşısında söylenecek söz yoktur.

Allah, doğrulardan yanadır.