Giriş bölümünde CIA'in dünya genelinde geçmişte yaptığı planlara değinen Gazeteci Yalçın, Türkiye yakın tarihinde de benzer olayların yaşandığını ve hükümetlerin aynı tür tepkiler verdiğini ifade etti.

Yalçın ilerleyen cümlelerinde ise sürecin 90'lı yılları hatırlattığına dikkat çekti. İşte Yalçın'ın son yazısı:

AKP de yapamadı

Arjantin, Bolivya, Brezilya, Paraguay, Uruguay ve Şili'deki sağ diktatörlerin CIA desteğiyle 1970'lerde harekete geçirdiği plandır. Hedef, “Marksist bölücülüğü bitirme” idi!

Arşivinde toplam 60 bin belge, 593 bin mikrofilm sayfası bulunan “Terör Arşivi” diye adlandırılan listeye göre; bu altı ülkede 50 bin ölü, 30 bin kayıp ve 400 bin tutuklu oldu. (Ne trajik olaylar yaşandı; Arjantin'de kaçırılıp öldürülüp okyanusa atılanların cesetleri, 1977'nin sonlarında olağanüstü fırtınalardan dolayı, Buenos Aires'in güney plajlarına vurdu!)

Aradan yıllar geçti:

Arjantin'de… 2011'de ve 2016'da sadece yedi kişi suçlu bulundu. Halen hapisteler…

Uruguay'da… Eski Uruguay Başkanı Juan Maria Bordaberry ve altı kişi 2006'da tutuklandı. 30 yıl hapis cezasına çarptırıldılar…

Brezilya'da… Hiç kimse yargılanmadı. Af yasaları suçluları koruyacak şekilde çıkarıldı.

Bolivya, Paraguay, Şili'de durum farklı olmadı…

Oysa:

Brezilya'da 2002 ve 2006'da Lula da Silva, Arjantin'de 2003 yılında Nestor Kirchner, Uruguay'da 2004 yılında Tabare Vazquez, Bolivya'da 2005 yılında Evo Morales, Şili'de 2006'da Michelle Bachelet sol hükümetler kurdu. Fakat. Condor Operasyonu ile gerekli hesaplaşmayı yapamadılar. Ve, yıkılıp gittiler!

Türkiye farklı mı? Aynı süreçten geçtik…

SONUÇ SIFIR

Gazeteciliğe 4 Kasım 1987'de 2000'e Doğru dergisinde başladım…

Kısa süre sonra derginin kapak haberinde Şükrü Balcı-Ünal Erkan-Mehmet Ağar polis üçlüsünün yeraltı dünyasıyla ilişkisini ortaya çıkaran “Birinci MİT Raporu” yayınlandı.

Aylarca konuşuldu. Sonuç? Sıfır…

Show Tv Ankara bürosunda 1 Eylül 1996'da çalışmaya başladım…

O ay, Mehmet Ağar'ın yeraltı dünyasıyla ilişkisini ortaya döken “İkinci MİT Raporu” yayınlandı. Ardından… Susurluk'ta 3 Kasım 1996'da raporda isimleri geçen polis şefi, siyasetçi, aranan mafya tetikçisinin yaptığı kaza, bu raporu doğruladı.

Bu da aylarca konuşuldu? Eylemler yapıldı. Sonuç? Sıfır.

Mehmet Ağar'ı hedef alan MİT raporlarını yazan kişi Mehmet Eymür idi.

İki Mehmet “iktidar savaşına” girmişti. Öyle ki…

Eymür MİT'ten emekli olunca “atin.org” adlı site kurup neler yazmadı ki? Sonuç? Sıfır.

Keza:

Örneğin…

Uyuşturucu patronu Hüseyin Baybaşin gazetecilere röportajlar verirdi.

Neler anlatmadı ki? Sonuç? Sıfır.

Binbaşı Cem Ersever ölümü pahasına ne itiraflarda bulundu.

Sonuç? Sıfır.

1990'ların başını/Mehmet Ağar'ın İstanbul Emniyet Müdür olduğu dönemi hatırlayınız:

Polisin ev ve işyeri baskınlarında ölenler: 1991-22, 1992-63…

Göstericilere ateş açılması sonucunda ölenler: 1991-32, 1992-26

“Canlı yakalanmayacaklar” diye emir veren kimdi?

Bu tür hukuksuzlukla hesaplaşacağını söyleyip 2002'de iktidar olan AKP ne yaptı? Sıfır…

MAFYOKRASİ REJİMİ

Bugünler 1990'lara birebir benziyor:

O dönem…

Kıbrıs'taki illegal faaliyetler, cinayetler konuşuluyordu.

Kısmetim 1, Lucky S gibi gemilere uyuşturucu operasyonları yapılıyordu.

Kumarhane veya uyuşturucu baronları öldürülüyordu.

Yaşar Öz'den Ertaç Tinar'a kadar kimliği meçhul isimler devlet operasyonlarında kullanılıyordu.

Hap kralı Mehmet Ali Yaprak kaçırılıyor, MİT muhbiri Tarık Ümit öldürülüyor, Nesim Malki katlediliyordu.

Suikast için görevlendirilen Nurettin Güven gibi yeraltı mensupları Uzi silahla İngiltere'de yakalanıyordu. Devlet, kayıp silahlarını arıyordu.

Turan Çevik, Sami Hoştan, Kemal Horzum, Kıbrıslı Baba Con Aziz gibi yüzlerce kişinin “icraatları” yazılıyordu.

Devletin bir ayağı yasa dışılık içindeydi; kullandıklarının yaptıklarına daima göz yumuyordu.

Uzatmayayım: İktidarlar değişse de organize suç örgütleri neden hep korundu/korunuyor?

Örneğin:

Dönemin sembolü polis şefi Mehmet Ağar onca yazılıp- konuşulmasına rağmen devlet emniyet bürokrasisinin basamaklarını zıplayarak yükseldi. İçişleri Bakanı yapıldı… Adalet Bakanı yapıldı… Parti genel başkanı bile yapıldı…

İhtiyaç kalmayınca 2011'de ortaya serilen belgeler sebebiyle 5 yıla mahkûm oldu. Kendi için özel hazırlanan cezaevinde 11 ay yattı; denetimli serbestlikle bırakıldı.

Sonra, ihtiyaç duyulunca tekrar “piyasaya” sürüldü!

Sonra, “derin adam” pozuyla zenginleşmeye devam etti!

Toparlarsam:

Sedat Peker, ne ilk ne de son olacak; bu “filmi” gazetecilik hayatım boyunca çok seyrettim…

Latin Amerika'daki sol hükümetler gibi ülkemizde de AKP bu hesaplaşmayı yapamadı. Ki yapamazdı; sebebi belli:

"Kurtarıcı" denen Evren ile "Devrimci" denilen Özal'ın dayattığı naoliberalizm ile hesaplaşmadan hukuku askıya alan mafyokrasi rejiminden kurtuluş yoktur.