Siverek Belediyespor’un Bölgesel Amatör Lig’den (BAL) çekilmesi ilçede tartışma yaratırken, Gazeteci Mevlüt Bayraktar’dan dikkat çeken bir köşe yazısı geldi. Siverek’in yıllardır dile getirdiği “il olma” talebini, ilçenin kendi değerlerine sahip çıkma sorumluluğu üzerinden değerlendiren Bayraktar, iş insanlarından spor camiasına ve Siverek sevdalısı olduğunu belirten herkese yönelik özeleştiri çağrısında bulundu.
Bayraktar, “Siverek üvey evlat muamelesi görüyor” ve “Siverek’e sahip çıkılmıyor” şeklindeki söylemlerin yanında, kentin kendi ortak değerlerine ne kadar sahip çıktığının da sorgulanması gerektiğini belirtti. Siverek Belediyespor’un ligden çekilmesini bu açıdan önemli bir örnek olarak gösteren Bayraktar, “Bugün ilçenin futbol takımını yaşatmak için yeterli dayanışmayı ortaya koyamıyorsak, yarın Siverek’in başka bir ortak değeri zor durumda kaldığında ne yapacağız?” sorusunu gündeme taşıdı.
İŞTE O YAZI…
Saygıdeğer Siverekliler,
Bu yazı başta beni olmak üzere hepimizi rahatsız edebilir.
Hatta bazıları “Şimdi bunun sırası mı?” diyebilir.
Bence tam da sırası.
Çünkü bazen biraz rahatsız olmamız, kendimize dönüp bakmamız gerekiyor.
Yıllardır çuvaldızı başkalarına batırıyoruz
“Bize sahip çıkılmıyor.”
“Siverek üvey evlat muamelesi görüyor.”
“Şanlıurfa bizi görmüyor.”
“Devlet Siverek’e yatırım yapmıyor.”
“Biz bunu hak etmiyoruz.”
“350-400 bin nüfusumuz var.”
“Artık il olmalıyız.”
“Biz il olmayı hak ediyoruz.”
Peki…
Biz Siverek’e ne kadar sahip çıkıyoruz?
İşte asıl sorulması gereken soru bu.
İl Olmak Sadece Nüfus Meselesi Mİ?
Yıllardır Siverek’in il olması gerektiğini anlatıyoruz.
Nüfusumuzu söylüyoruz.
Tarihimizi anlatıyoruz.
Coğrafi konumumuzu anlatıyoruz.
Ekonomik potansiyelimizi anlatıyoruz.
Zengin kültürümüzden bahsediyoruz.
İl olmanın Siverek’e sağlayacağı imkanları sıralıyoruz.
Sosyal medyada kampanyalar yapıyoruz.
“İl olacağız” diye sloganlar atıyoruz.
Bunların hepsi konuşulabilir.
Elbette Siverek’in il olma talebi demokratik bir taleptir ve bu konuda herkes kendi düşüncesini ortaya koyabilir.
Ama insanın aklına ister istemez başka bir soru geliyor:
Daha ilçemizin kendi değerlerine sahip çıkamıyorsak, il olduğumuzda ne değişecek?
Koskoca Siverek, Bir Futbol Takımına Sahip Çıkamadı
Gelelim asıl meseleye…
Siverek’in ilçedeki temsil gücü açısından önemli sportif markalarından biri olan Siverek Belediyespor, maddi imkânsızlıklar nedeniyle Bölgesel Amatör Lig’den (BAL) çekildiğini açıkladı.
Bir futbol takımından bahsediyoruz.
Bir kupa ya da şampiyonluk tartışmıyoruz.
Transfer bütçelerinden milyonlarca lira istemiyoruz.
Şehrin ekonomik gücünü zorlayacak devasa bir projeden söz etmiyoruz.
Sadece ilçenin futbol takımının ayakta kalmasından bahsediyoruz.
Peki ne oldu?
Siverek Belediyespor BAL’dan çekildi.
Ve benim asıl merak ettiğim şu:
Nerede Siverek sevdalıları?
Hani Siverek için gece gündüz çalışanlar?
Hani “Siverek bizim sevdamız” diyenler?
Hani Siverek’in il olması için kampanyalar düzenleyenler?
Hani Siverek’in marka değerinden bahsedenler?
Hani “Siverek sahipsiz değildir” diyenler?
Neredeler?
Hangi İş İnsanı Çıkıp “Ben Varım” Dedi
Siverek’te çok sayıda iş insanımız var.
Şehrin ekonomisine yön veren insanlar var.
Ticaret yapan, yatırım yapan, büyük işletmeler yöneten insanlar var.
Siverek’in geleceği üzerine konuşan insanlar var.
Peki bu süreçte kaç iş insanımız çıkıp:
“Siverek Belediyespor’un arkasındayım.” dedi?
Kaç kişi?
Bir kişi?
Beş kişi?
On kişi?
Kaç kişi gerçekten elini taşın altına koydu?
İsim vermek için sormuyorum.
Vicdanen düşünelim diye soruyorum.
Çünkü mesele bir futbol kulübünden çok daha büyük.
Mesele, bir şehrin kendi değerine sahip çıkıp çıkmadığıdır.
“Siverek Sevdalısıyım” Demek Kolay
Siverek sevdalısı olmak güzel bir söz.
Ama sevda sadece sosyal medyada paylaşım yapmak değildir.
Bir fotoğrafın altına “Canım Siverek” yazmak değildir.
Siverek’in il olması gerektiğini her fırsatta dile getirmek de tek başına yeterli değildir.
Şehrini sevmek; zor zamanda yanında durmayı da gerektirir.
Bir takımın formasına sahip çıkmayı, bir öğrencinin eğitimine destek olmayı, bir kültür değerini yaşatmayı, bir esnafın sorununu gündeme taşımayı, bir sosyal projeye katkı sunmayı, şehrin ortak değerleri için elini taşın altına koymayı gerektirir.
Çünkü şehir sevgisi, sadece sözle değil, sorumlulukla ölçülür.
Bit Forma Bile Şehrin Hafızasıdır
Belki bazıları diyecek ki: “Alt tarafı futbol takımı.”
Hayır.
Mesele sadece futbol değil.
O formanın üzerinde Siverek yazıyor.
Deplasmanda o isim anons ediliyor.
Başka şehirlerde Siverek’in adı duyuluyor.
Çocuklar o takımı izliyor.
Gençler o formayı giyiyor.
Tribünde insanlar aynı renkler etrafında buluşuyor.
Futbol, bugün dünyanın birçok yerinde şehirlerin sosyal kimliğinin önemli parçalarından biri.
Dolayısıyla bir takımın yaşaması, yalnızca 11 futbolcunun sahaya çıkması meselesi değildir.
Bir şehrin ortak hafızasının yaşatılmasıdır.
Bugün Takıma Sahip Çıkamayanlar, Yarın Neyi Sahiplenecek?
İşte benim rahatsız edici sorum tam burada başlıyor.
Bugün ilçenin futbol takımını yaşatmak için yeterli dayanışmayı ortaya koyamıyorsak…
Yarın Siverek’in başka bir ortak değeri zor durumda kaldığında ne yapacağız?
Bugün “Siverek sevdalısıyız” deyip Siverek Belediyespor’un yaşaması için hiçbir şey yapmıyorsak…
Yarın “Siverek için birlik olalım” dediğimizde insanlar bize neden inansın?
Söz ile davranış arasındaki mesafe büyüdükçe, sloganların da anlamı azalır.
İğneyi Kendine, Çuvaldızı Başkasına
Belki de artık biraz özeleştiri yapmanın zamanı geldi.
Siverek’in sorunlarını konuşalım.
İl olma talebimizi konuşalım.
Yatırımları konuşalım.
İstihdamı konuşalım.
Eğitimi konuşalım.
Sağlığı konuşalım.
Tarımı, ticareti, sanayiyi konuşalım.
Ama önce kendimize de soralım:
Biz kendi şehrimizin değerlerine ne kadar sahip çıkıyoruz?
Bir takım maddi imkânsızlık nedeniyle ligden çekiliyorsa, bunun sorumluluğunu sadece belediyeye, yöneticilere veya başka kurumlara yüklemek kolay.
Elbette yönetimsel sorumluluklar ayrıca tartışılmalıdır.
Ama bu şehrin insanı olarak bizim hiç mi sorumluluğumuz yok?
İş insanlarının hiç mi sorumluluğu yok?
Spor camiasının hiç mi sorumluluğu yok?
Siverek’i sevenlerin hiç mi sorumluluğu yok?
Artık Sadece Eleştirmeyelim
Belki bu yazıdan sonra bana kızanlar olacak.
“Kendin ne yaptın?” diye soranlar olacak.
Haklı da olabilirler.
Çünkü ben de bu şehirde yaşayan herkes gibi bu sorgulamanın içindeyim.
İğne önce kendime.
Biz hep birlikte daha fazla ne yapabilirdik?
Belki daha erken harekete geçebilirdik.
Belki daha fazla destek olabilirdik.
Belki iş insanlarını bir araya getirebilirdik.
Belki kamuoyu oluşturabilirdik.
Belki Büyükşehir’e ve ilçe belediyesine daha güçlü bir şekilde “Bu takım yaşamalı” diyebilirdik.
Belki…
Belki…
Ama artık “keşke” demenin çok fazla anlamı yok.
Önemli olan bundan sonrasıdır.
Siverek İl Olacaksa Önce Siverek Birlik Olmalı
Benim derdim Siverek Belediyespor üzerinden birilerini hedef göstermek değil.
Tam tersine…
Kendimize ayna tutmak.
Çünkü il olmak yalnızca nüfus tabelasını değiştirmek değildir.
İl olmak yalnızca bir idari statü meselesi değildir.
Bir şehrin kendi içinde dayanışma kültürü oluşturmasıdır.
Ortak değerleri etrafında birleşebilmesidir.
Kendi sorununa sahip çıkabilmesidir.
Kendi insanına destek olabilmesidir.
Kendi markasını yaşatabilmesidir.
Bugün bir futbol takımı üzerinden bunu konuşuyoruz.
Yarın başka bir mesele üzerinden konuşacağız.
Ama temel soru değişmeyecek:
Siverek gerçekten kendi kendine sahip çıkabiliyor mu?
İşte bunu düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü başkalarından sahip çıkmasını istemeden önce, kendimizin ne kadar sahip çıktığına bakmamız gerekiyor.
Son Söz
Siverek’i seviyorsak bunu sadece sözle söylemeyelim.
Siverek’in il olmasını istiyorsak, bunun gerektirdiği şehir bilincini de oluşturalım.
“Biz büyük bir ilçeyiz” diyorsak, büyük şehirler gibi ortak değerlerimize sahip çıkalım.
“Biz 400 bin nüfusuz” diyorsak, 400 bin kişilik bir dayanışma ruhu oluşturalım.
“Biz Siverek sevdalısıyız” diyorsak, sevdamızı zor günlerde gösterelim.
Çünkü kolay günlerde herkes Siverek sevdalısıdır.
Asıl mesele zor günlerde kimin “Ben varım” dediğidir.
Siverek Belediyespor’un BAL’dan çekilmesi hepimiz için bir alarm olmalı.
Bir futbol takımını kurtaramayan bir şehir, önce kendisine şu soruyu sormalı:
“Biz gerçekten birlikte hareket edebiliyor muyuz?”
Çuvaldızı başkasına batırmayı bırakalım.
Bu kez iğneyi kendimize batıralım.
Biraz acısın.
Çünkü belki de ihtiyacımız olan şey tam olarak budur:
Biraz rahatsız olmak.
Biraz düşünmek.
Biraz da “Ben bu şehir için ne yaptım?” diye sormak.




