Küresel ve bölgesel krizlerin çevrelediği, jeopolitik risklerin zirveye ulaştığı kritik bir eşikten geçiyoruz. Böyle dönemlerde bir milletin en büyük sığınağı, kendi içindeki sarsılmaz birliği ve dirliğidir. Ancak, Ülkemizin günlük siyasetinin kısır döngüsüne, gazete sayfalarındaki ve ekranlardaki karşılıklı ithamların hırçınlığına baktığımızda, toplumsal huzurumuzun derin yaralar aldığını üzülerek müşahede ediyoruz. İktidar ve muhalefet arasındaki tartışmalar ve ana muhalefetin içindeki kavgalar, havada uçuşan töhmetler, zihinleri bulandırmakta ve her vicdan sahibini derin bir tefekküre sevk etmektedir.

Siyasi sahnede kimilerine göre yaşananlar yargı eliyle bir dizayn çabası, kimilerine göre ise ortadaki somut belgelerin hukuki bir tezahürüdür. Hatta bizzat yapıların kendi içinden yükselen “arınma” ve “kötü amellerden temizlenme” çağrıları, meselenin sadece dışsal bir müdahale olmadığını, içsel bir yenilenme ihtiyacını da barındırdığını göstermektedir. Bu karmaşada tarafların ne söylediğine veya hangi köşe yazarının kimi savunduğuna bakmaksızın, selim bir akılla ilk söylememiz gereken şudur: İddialar ve belgeler netleşmeli, suçlular ayıklanmalı ve adalet tecelli ederek ak ile kara birbirinden süratle ayrılmalıdır. Zira adaletin geciktiği yerde fitne filizlenir.

Bu noktada unutmamalıyız ki, siyasi partiler şahısların değil, halkın malıdır. İsimlerden ziyade, o çatıları yöneten kadrolar ve o kadroların zihniyeti önemlidir. Partiler; topluma vadedilen refah ve huzurun, geleceğe dair vizyonların harmanlandığı manevi mutfaklardır. Ülke yararına olacak her güzel proje, ister iktidar ister muhalefet mutfağında olgunlaşsın, bu milletin ortak kazancıdır. Siyaset, körü körüne beyaza siyah, siyaha beyaz deme inadı değildir. Konuları tartışırken birbirimizi rencide etmeden dinlemeyi öğrenmeli, toplumsal menfaatleri asla şahsi ve zümrevi çıkarlarımıza alet etmemeliyiz. Kısır döngülerde ve basit meselelerde ayrışmak yerine, projelerimizle ve millete hizmet yarışımızla öne çıkmalıyız.

Zira siyaset sahnesindeki liderler de, onları eleştiren veya destekleyen kitleler de bu toplumun bağrından çıkmıştır. Toplumun kalitesi siyasete, siyasetin kalitesi ise topluma akseder. Bu yüzden, meseleye sadece bir parti veya klik meselesi olarak bakamayız. Devlet kurumlarından sivil toplum kuruluşlarına, aydınlardan halkın önde gelenlerine kadar herkesin, ortak bir maddi ve manevi arınma seferberliği içinde olması kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Bizler, "Eline, diline, beline sahip ol" düsturunu medeniyetinin merkezine koymuş; mazlumun elinden tutmayı, zalimi ise hem kendine hem de topluma yaptığı zulümden alıkoymayı vazife bilmiş bir milletiz. Geçmiş tarihimizin omuzlarımıza yüklediği en büyük sorumluluk, bu ülkenin birlik ve dirliğini muhafaza ederek temiz nesiller yetiştirmeye kendimizi adamaktır.

Dilimizle fitneyi körüklemekten, elimizle haksızlığa ortak olmaktan fersah fersah uzak durmalıyız. Kur’an-ı Kerim’de, toplumsal birliği sarsan fitne ve bozgunculuk hakkında şöyle buyrulur:

"Fitne, adam öldürmekten daha büyük bir günahtır." (Bakara, 217)

Toplumu içten içe kemiren yolsuzluk, şaibe ve haksızlık iddiaları karşısında suskun kalmak ya da bunu siyasi bir ranta dönüştürmek, fitnenin değirmenine su taşımaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ise bizlere tertemiz bir toplumun şifresini şu hadis-i şerifiyle vermiştir:

"Müslüman, Müslümanların onun dilinden ve elinden selamette olduğu (zarar görmediği) kimsedir."

Bugün ihtiyacımız olan şey, birbirimizi incitmek, gençliğe kötü örnek olmak veya kısır kavgalarla enerjimizi tüketmek değildir. İslami ve insani ortak kültürümüzün bizlere öğrettiği gibi; helal dairesinde yaşamak, üretmek, çalışmak ve yükselmektir. Temiz yaşamak her vicdan sahibinin ortak arzusudur.

Gelin, etrafımızdaki yangına bakıp kenetlenelim. Dedikoduyu, ithamı ve şaibeyi hayatımızdan söküp atalım. İlahi bir kuraldır: Hakk’ın rızası halkın rızasından geçer; halkın huzuru ise Hakk’ın muradıdır. Devletimizin bekası, gençlerimizin aydınlık geleceği ve terörsüz, güvenli bir Türkiye için tek reçete; dürüstlük, şeffaflık ve adalettir. Kendimizi ve kurumlarımızı arındırarak, güçlü yarınlara hep birlikte, el ele yürüyelim.