​Ülkenin en sıcak bölgelerinin en başında gelen şehirde yaşayan bireyleriz. Bu sıcaklık çoğu zaman yaşam kalitemizin düşmesine sebebiyet veriyor. O denli sıcak ki Dubai sokaklarındaki klimaları düşünüyor; beyin fırtınalarından geçip çözüm üretmek için beyin jimnastiği yapıyorum, alnımda biriken pul pul ter damlalarını silerken...

​Kalıcı bir çözüm düşünüyorum ama bunu benim sağlayabilmem pek de mümkün görünmüyor. Hele ki ibadet edeceğim zaman, secdeye durduğumda kadife seccade ile alnımız birleşince o yakıcı sıcaklığı anlatamam.

​Seccadesinin kenarında saf tuttuğum bir nine ile sohbetimi paylaşmak istiyorum. Üzeri kat kat giyili, başı bağlıydı; seccadeye gözlerimin ucuyla yokluyorum onu, "Sıcaktan pişerken tek ben miyim?" diye. Namaz bittikten sonra dayanamayıp sordum:

​—”Benim alnım kadife seccadeye değerken ben piştim yahu!” dedim.

​Gülümsedi ve:

—”Nefsin pişmesi için beden de bazen pişer,” dedi.

​Şaşırdım ve ekledim:

—”Sizdeki bu tevekkül aşkı nedeniyle bu sıcağa bile şükrettireceksiniz bizi,” dedim.

​Omuzuma dokundu ve:

—”Ya üzümler?” dedi.

​—”Ne üzümleri nine? Sıcak senin başına vurmuş! Ben ne diyorum, sen ne diyorsun?” dedim.

​—”Üzüm, üzüm...” dedi. ”Sen daha üzüm sıcağı nedir onu bilmiyorsun,” dedi.

​Sordum:

—”Peki nedir üzüm sıcağı, sen söyle?”

​—”Sen terlemezsen o tatlı üzümleri de yiyemezsin; üzümler en sıcak havalarda olgunlaşır. Ama bizim gençlerimiz üzümü yemek istiyor, sıcağa da tahammül etmiyor,” dedi.

​—”Ben üzüm sevmem ki, yemesem de olur,” dedim.

​Gülümsedi:

—”Bugün, bu mevsimde üzümdür; kışın ayazda ise hurma... Sen hurmayı beklersen ayaz sana güzel. Bakış açını değiştir, şükrü öğren,” dedi.

​—”Eyüb’ün sabrının sınandığı bu şehirde sıcağa ne kadar sabrettin de 'üzümü sevmem' dersin? Yoksa İbrahim’i yakan kor mu sana değdi de 'sıcak' dersin, bir düşün...” dedi.

​Ve bu sözün üzerine düşünüyorum...