Bayram, sözlük anlamı itibarıyla; milletlerin veya dini toplulukların ortaklaşa kutladığı, neşe, huzur ve mutluluk kaynağı olan özel günleri ifade etmektedir. Ancak günümüz koşullarına baktığımızda, bu kıymetli kavramın neden sözlük anlamıyla derin bir tezat oluşturduğunu durup düşünmemiz gerekir. Eskiden mesafelerin bile yıpratmaya güç yetiremediği bu kutlu günlerde, aileler ve akrabalar tüm engelleri aşarak bir araya gelir, bayramın ruhunu hep birlikte yaşarlardı.
Bayramlar, geçmiş ile gelecek arasında sarsılmaz bir kültürel köprü görevi görürdü. Kuşaktan kuşağa aktarılarak uzun yıllardır süregelen bu köklü gelenek, ne yazık ki şimdilerde yerini eski birlik ve neşesinden uzak, kuru bir sessizliğe bırakmaya yüz tutmuş durumdadır. Bayramlaşmalar, kendi kelimelerimizden ve yüreğimizden dökülen samimi sözcüklerden ziyade, kalıplaşmış hazır kısa mesajlarla geçiştirilir oldu. Geçmiş zamanlarda bir büyüğün elini öperken işitilen ve duaya dönüşen "El öpenlerin çok olsun evlat" temennileri, yerini soğuk ekranlara bıraktı. Günümüzde artık değil el öpmek, bayram vesilesiyle bir araya getirmek bile neredeyse ender görülen bir durum haline gelmektedir.
“Bayramın coşkusunu bizden uzak kılan unsur, yollar ya da katedilmesi güç olan kilometreler değildir. Asıl mesafe; yüreklerden dile dökülen duaların eksikliği ve gönülden gönüle giden sevgi bağlarının yıpranmaya yüz tutmuş olmasıdır.”
Gurbetlik çekenlerin bir zamanlar "vuslat vakti" diye nitelendirdiği bayramlar için günler öncesinden hazırlıklar yapılır, daha arife gününden yollara düşülürdü. Misafirleri en güzel şekilde ağırlamak adına evlerde hummalı bayram temizlikleri yapılır, mutfaklardan en özel yemeklerin kokusu yükselirdi. Günümüzde ise o tatlı telaşlar ve vuslat anları, yerini beş dakikayı aşmayan görüntülü aramalara bırakarak dijital bir rutin halini aldı. Oysa bayramı gerçekten bayram yapan; o kavuşmalar, küçük çocukların gözlerindeki harçlık sevinci, hayatın derin çizgilerini taşıyan emektar ellere kondurulan öpücükler ve alna götürülen o ak pak ellerin kutsallığıydı.
Limon kolonyalarının ve lokumların bile ikram edilirken tedirginlikle karşılandığı, toplumsal paylaşımlardan kaçınıldığı şu dönemde, çocuklarımıza kültürümüzün bu eşsiz zenginliğini yeniden yaşatmak zorundayız. Kendi çocukluğumuzdaki bayram heyecanını onların da hissetmesi için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Geçmişin coşkusunu, o sıcak dokusunu bilmeyen bir nesilden, geleceği güzelliklerle şekillendirmesini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Dününü bilmeyen çocukların, yarını dünden daha güzel inşa etmelerini beklemek onlara haksızlık olur. Bu bayram bir farklılık yapalım; çocuklarımızı kendi çocukluğumuza, o güzel günlerimize götürerek köklerimizi ve kültürümüzü yeniden yeşertelim.
Yeni alınan bayramlığın heyecanla başucuna konulmasından tutun da arife gecesi ele yakılan kınanın zarafetine kadar, bu geleneğin her bir parçasını yaşatarak evlatlarımıza hissettirelim. Onların gelecek nesillere gururla aktarabilecekleri güzel bir bayram anısı bırakmak adına, biz yetişkinler de kolları sıvayalım ve gönül mesafelerini bu bayram tamamen ortadan kaldıralım.
KUTLU BAYRAMLAR.