Birey, içinde bulunduğu topluluğun ve coğrafyanın getirdiği yükümlülükleri ve kurgulanmış kaderini mi yaşar? Kişinin içinde doğup büyüdüğü topluluk, onun kendi öz gerçeğini oluşturur. Zaman zaman tercihten çok öte olan kaçınılmaz varoluşsal sancılar, kişinin üzerinde olumlu ve olumsuz etkiler oluşturmaktadır.
Günümüz koşullarında gençlerin, eğitimle kendini geliştirme yoluna giderek içinde bulundukları koşulu bir fırsata ve moderniteye dönüştürme konusunda profesyonel yaklaşım sergilediklerini görmekteyiz. Gençlerin kültürel yapılarına bağlı kalarak daha modern ve gücü bir gösterge haline getirmeden mütevazı bir yaşam tarzı benimsediklerini gözlemlemekteyim.
Bireyler, kendi kan bağından olan insanlara daha güvenmekte; gerek ticari koşullar olsun gerek tarla komşuluğu olsun, aşiretçiliği bir dayanışma ve yardımlaşma olarak görmektedir. Gençlerimizin gerek ticari faaliyetleri, gerek düşünsel yapıları, gerekse aldıkları eğitim ve kendi benlikleri üzerinde gösterdikleri gelişim sayesinde; aşiretçilikten beyliğe doğru bir evirilme yaşadıklarını fark etmekteyiz. İşin özüne baktığımız zaman aşiretçiliğin ve beyliğin, birbirinden ayrılmayan bir bütünün yontulmuş ve şekil almış hali olduğu görüşünü savunabiliriz. Devletimizin varoluşundan buyana süregelen beylikler döneminden, büyük bir millet-devlet anlayışı oluşturduğumuzu görebiliyoruz.
Ortak bir atadan gelen soyların oluşturduğu aşiretler çoğalarak, birkaç aşiretin birleşimi ile boyları, beylikleri oluşturur. Temelde bir bütün halinde olduğunu görmekteyiz. Gerek medeniyetin doğduğu Şanlıurfa’mızda olsun, gerek komşu illerimizde olsun; devletin temel yapı taşlarını oluşturan toplulukları incelediğimizde aile yapısı ve kan bağının, geçmiş dönemlerden süregelen bir kültür mirası olduğunu görmekteyiz.
11. Dönem Adana Milletvekili Kazım Bozdoğan’ın torunu Abdi Bozdoğan’a aşiretçilik ve beyliği sorduğumuzda; aşiretçiliğin beylikle direkt bir bağlantısı olmaktan ziyade, bir bütünlük halinde olduğu görüşünü dile getirdi. Aşiretçiliğin bir gövde gösterisi değil de bir kan bağı bütünlüğü olduğu görüşünde olduğunu bildirdi. Toplumun; devletin gücünü desteklemek için var olduğu düşüncesinde olduğunu dile getirdi. Toplumdaki gençlerden bir kısmı aşiretçiliğin güvenli liman olduğunu savunurken, diğer bir kısmı ise bireyselliğin daha bağımsız ve özgür hissettirdiği görüşünü savundu.