Benliğimizin bestelediği, geçmişimizin ve yaşanmışlıklarımızın geliştirip zenginleştirdiği muhteşem hüzün senfonilerimizi yüreğimiz, gözlerimiz, sözlerimiz ya da susuşlarımız zaman zaman kendilerince çok sesli olarak icra eder. Bazen “Dinletmek istediğimiz biri niye yok ki!” diye hayıflandığımız fakat başkalarına asla dinletmediğimiz, kimselere duyurmadığımız, fark ettirmediğimiz icralardır hüzün senfonileri.

Bizim iliklerimize kadar yaşadığımız ve kendimizle paylaştığımız, bizimle iliklerine kadar yaşamasını ve paylaşmasını arzu ettiğimiz, birilerini umutla beklediğimiz hüzün senfonisi konserleridir seyircisiz salonlarda.

Bestesi geçmişimize, yaşadıklarımıza, hissettiklerimize, sevgimize, özlemimize, acılarımıza ve ağrılarımıza ait olan; hâsılı bize ait olan muhteşem hüzün senfonilerimiz…

Hüzün, aslında sevincimizin ikiz kardeşidir. Olmazsa olmazıdır yaşamımızın; bazen biz bile fark edemeyiz bunu. Mutlulukla hüzün, bir elmanın iki yarısı gibiler. Çok iyi tanıdığımız, bildiğimiz, yaşadığımız; yüreğimize, gözlerimize sık sık konuk olan bir duygudur hüzün.

Hoştur, sıcaktır, dosttur bizim hüzünlerimiz

Dalıp gideriz zaman zaman içine, derinliklerine, kuytularına doğru hüzünlerin. Bazen belki biz istemesek bile, o çeker ellerimizden kendi dostluğuna, samimiyetine. Alıp götürür, sevip okşar bizi; gülüp oynar bizimle her daim.

Saçları ağaran yorgun akşamlarımızın omuzlarımızdaki yüküdür hüzün.

Bizi kollarında bir mengene gibi sıkan karanlık gecelerimizin sırrı, sebebi… Sığındığımız aydınlık şafaklarda tattığımız mutluluğu bize çok gören, kıskanç bir ikiz kardeş gibidir çoğu kez.

Kendini bazen kuraklığımızın yağmuru gibi gördü hüzün bugüne kadar, karanlıklarımızın ışığı gibi. Gökyüzümüzün güneşi gibi davrandı bize hep. Gecelerimizin aydedesi gibi baktı bize tepeden. “Ben olmasam siz sevinçlerinizin tadına varamazsınız!” dedi sanki kulağımıza fısıldayarak.

Bahtımızın karası gibi, sinemizin yarası gibi durdu karşımızda yıllarca. Şarkılarımıza, şiirlerimize, sevgilerimize, özlemlerimize karıştı sürekli. İçimizin içinde deprem gibi yer almaktan, gözlerimize kor ateş olarak dolmaktan kendini alıkoyamadı sanırım.

Bir hastanız olsa, bir yaralınız. Canınızın canı acısa, ömrünüzden ömürlerine ömür katmak istedikleriniz kaza yapmış deseler; hüzün hemen en ağır misafir olarak başköşeye kurulmaz mı yüreğinizde? Ellerinizde, gözlerinizde, benliğinizde olmaz mı? Bağrınıza bastığınız taş, gözlerinize dolan yaş; gününüze, gecenize eş, size biçilen ömüre de arkadaş oluvermez mi çabucak?

İlginç bir yakınlığımız vardır hüzünle. Onun adına senfoniler besteleyecek kadar önemli bir yakınlık bu. Sanki aramızda özel ve vazgeçilmez bir gönül sözleşmesi var. Kim imza attı hüzünle yaptığımız bu anlaşmanın altına, bilemiyorum. Mutlaka kaderdir; yazgı, hayat ya da ömür… Aslında bunların hepsinin de gerçek sahibi olan Yaratıcı’nın imzası bu.

Bazen bu anlaşmayı tek taraflı olarak bozmak geliyor, değil mi içimizden? Bırakıp gideyim diyoruz belki de onu kendi başına. Ne hali varsa görsün; kimin yakasına musallat olacaksa olsun… Bozulacaksa bu anlaşma, biz hüzünsüz bir geleceğe yürüyebileceksek eğer, bırakın bunu kendisi yapsın. Biz niye oyunbozan olalım ki? Olacaksa o olsun! Yerini umutlarla bezenmiş sevinçlerimize terk ederek bırakıp gitsin yüreklerimizi.

Ben böyle durumlarda, ”Hemen vazgeçmek yok!” diyorum kendime ve sevdiklerime. Siz de öyle yapın bence! Birisi hayırlı bir haberle çıkıp gelecek diye umun ve bekleyin. Bizi de hüznümüzü de anlayacak, hüzün senfonilerimizi can kulağı ile dinleyecek birisi, birileri mutlaka olacak. Bu umut güç veriyor ve her şeye rağmen bizi ayakta tutuyor belki de.

Böyle eşlik edelim muhteşem hüzün senfonilerimize.

Hem ne demiştik: Hüzün ki en çok yakışandır yüreğimize

Bütün bu olup bitenler ve hüzünle yaşadığımız gelgitlerle daralabilir yüreklerimiz. Ağrılar, acılar sökün edebilir; bir yerlerde, bir damarda hüzünlere takılabilir kanımız. Bu med cezirler bize yeni hüzün senfonileri besteletiyor olabilir.

Bakın işte!

Benim de yüreğim, yüreğimin muhteşem orkestrası olağanüstü bir hüzün senfonisi icra etmeye başlıyor yeniden. Başkalarına asla dinletmediğim, benim başkası olduklarıma duyurmadığım hüzün icraları ortalığı velveleye veriyor adeta.

Biz bu aralar iliklerimize kadar yaşıyor ve kendimizle paylaşıyoruz hüzün senfonilerimizi. Bizimle birlikte iliklerine kadar yaşayıp paylaşanlarla el ele vererek umutla bekliyoruz.

Hüzün senfonilerimizi bizimle birlikte can kulağı ile dinleyenlere selam olsun.

Sevincimizin de, hüznümüzün de Gerçek Sahibi duyacak sesimizi ve tutacak ellerimizden.

İşte o zaman yine sesleneceğiz yüreğimizle derinden:

Sussun artık yeryüzü.

Gözlerini kapatsın gökyüzü, yıldızlar, güneş ve aydede.

Dinlesin bütün dağlar, taşlar, kurtlar, kuşlar.

Duysun içimizin içindeki sesi dostlar, arkadaşlar.
Bu muhteşem hüzün senfonisini yüreğimizle birlikte dinlesin gözümüzdeki yaşlar:

Bir nehir çağlar içimizde
Kimsesiz bir hüzün ağlar
Ağrılar yücelir başımızda
Yüreğimizde yükselir dağlar…