"Dünyanın merkezi neresidir?" diye sorsalar, tarihin tozlu sayfalarını karıştıran her bilge, cevabı bu mübarek topraklarda arar. Burası, Halilurrahman’ın diyarıdır; Hz. İbrahim’in ateşini gülistana çeviren o muazzam mucizenin, kayıtsız şartsız teslimiyetin ve bitmek bilmeyen Halil İbrahim bereketinin merkezidir. Hz. Eyüp’ün sabırla yoğrulduğu, Hz. Şuayb ve Hz. Yakub'un mukaddes izlerinin silinmediği bu coğrafya, sadece bir şehir değil; insanlık tarihinin başladığı, medeniyetin ilk adımlarının atıldığı, inancın kalbinin attığı bir başkenttir.

Ancak bugün, bağrında Nemrut’un ateşini söndüren serin suları taşıyan bu kadim şehir, modern dünyanın hızına ve ulaşımın konforuna dair mahzun bir unutkanlık yaşamaktadır. rayların sitemini her geçen gün daha derinden hissetmektedir. Şanlıurfa’nın artık yüksek sesle sorma vakti gelmiştir: İbrahim Halilullah’ın sofrası tüm dünyaya açıkken, gönül kapıları herkese sonuna kadar aralanmışken, modern ulaşımın yolları neden bu bereketli topraklara kapalıdır?

Şanlıurfa, bir durak değil, bir varış noktası; Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan stratejik bir kilit taşıdır. İstanbul’u Bağdat’a bağlayan tarihi demiryolu güzergâhında, İpek Yolu’nun tam kalbinde yer alan bu şehir; Gaziantep’ten Mardin’e, Diyarbakır’dan Adana’ya uzanan hattın ruhudur. Dünyanın ilk üniversitesine ev sahipliği yapan, bağrında nice İslam alimleri yetiştiren o eşsiz Harran’dan; dağlarında ceylanların özgürce koştuğu, insanlığın sıfır noktası Göbeklitepe ve Karahantepe’ye kadar her karışından tarih fışkıran bu toprakları ulaşım ağının dışında bırakmak, Türkiye’nin turizm vizyonuna vurulan bir prangadır.

GAP’ın merkezi, Türkiye’nin gıda güvenliğinin teminatı ve sanayinin parlayan yıldızı olan Urfa’nın; üretimini, sanatını ve kültürel zenginliğini dünyaya ivedilikle taşıması bir lütuf değil, kadim bir haktır. Hızlı tren, bu şehir için sadece bir ulaşım aracı değil; Hz. İbrahim’in misafirperverliğini modern dünyayla buluşturacak bir gönül köprüsüdür. Unutulmamalıdır ki; İstiklal Harbi’nde düşmanı kendi sarsılmaz imanı ve bileğinin gücüyle püskürterek kendi istiklalini kazanan, "Şanlı" unvanını kanıyla ve canıyla tarihe kazıyan bu asil şehir, ihmal edilmeyi değil, teknoloji ve altyapıyla ihya edilmeyi hak ediyor.

Urfa’nın hızlı trene kavuşması; Mardin’in, Diyarbakır’ın ve Adıyaman’ın da makus talihini yenmesi, bu kadim coğrafyanın topyekûn bir kalkınma hamlesine girişmesi demektir. Bu hat, sadece raylardan ibaret değildir; Anadolu’nun doğusuyla batısını birbirine sımsıkı kenetleyecek bir "Vuslat Projesi"dir. Son dönemde açıklanan müjdelerin içinde Şanlıurfa isminin hak ettiği ağırlıkta geçmemesi, halkımızda derin bir üzüntü yaratmıştır. Gaziantep’e kadar gelen hattın Urfa’ya uzanmaması, projenin yarım, gönüllerin ise kırık kalması demektir. Urfa, bu coğrafyanın köküdür; kökü susuz bırakmak, ağacın tamamını kurutmaktır.

Hz. İbrahim’in makamından yükselen bu haklı çağrının devletimizin zirvesinde yankı bulacağına olan inancımız tamdır. En büyük arzumuz ve duamız odur ki; başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, tüm devlet ve hükümet ricalini Şanlıurfa Hızlı Tren Garı’nda o ilk trenin gelişiyle, o büyük kavuşma anında beraberce karşılayalım. O gün geldiğinde, rayların hızıyla tarihin derinliği birleşecek; Peygamberler Şehri, hakkı olan bu hizmetle geleceğe taşınacaktır. Urfa halkı müjdesini bekliyor, Urfa bu büyük kervana dahil olmak istiyor. Gelin, bu tarihi hatayı düzeltelim ve Şanlıurfa’nın hızlı tren coşkusunu hep birlikte yaşayalım.