Bir milletin, hatta bütün bir medeniyetin en küçük ama en hayati birimi ailedir. Aile, yalnızca aynı çatı altında yaşanan bir birliktelik değil; değerlerin, ahlakın, merhametin ve sorumluluk bilincinin ilk filizlendiği temel okuldur. Her çocuk gözünü dünyaya bir aile yuvasında açar; gördüğünü zihnine, duyduğunu kalbine kaydeder. Konuşmayı, davranmayı, sevmeyi ve tepki vermeyi önce ailesinden öğrenir. Zamanla muhakeme yeteneği gelişir; özellikle bulûğ çağıyla birlikte iyi ile kötüyü ayırt etmeye başlar. Ancak bu ayrımın pusulası, çok daha önce ailede verilmiş olur.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” (Tahrîm, 66/6) buyurarak aile içi sorumluluğun önemini açıkça vurgular. Bu ayet, ebeveynliğin yalnızca maddi değil; ahlaki ve manevi bir emanet olduğunu hatırlatır. Çocuğun terbiyesi, ona sadece neyin yapılacağını değil, neyin yapılmaması gerektiğini de öğretmektir. Bu da sevgi, sabır ve örneklikle mümkündür.
İslam geleneğinde neslin korunmasına ve ailenin niteliğine büyük önem verilmiştir. Peygamber Efendimizin (sav) “Çocuklarınız için güzel anne seçiniz” anlamındaki hadisi (İbn Mâce, Nikâh, 46), evliliğin ve ebeveynliğin bilinçle kurulması gerektiğine işaret eder. Zira herkesin ilk öğretmeni annedir, ilk eğitim yeri ailedir. Meşhur ifadeyle: Anne bir okuldur. Bu okul iyi seçilir ve iyi donatılırsa; Bilinçli bir ailede yetişirse çocuk sağlam karakterli olur. Anne ve baba arasında sevgi, saygı ve huzur hâkimse; çocuk kendini güvende hisseder, dünyaya güvenle bakar, ve başarılı olur.
Ne var ki günümüzde basit meseleler yüzünden yaşanan geçimsizlikler ve aceleyle alınan boşanma kararları, en çok çocukları yaralamaktadır. Oysa Kur’an-ı Kerim'de eşler için “Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.” (Rûm, 30/21) buyrulmuştur. Aile içindeki sorunlar kaçınılmazdır; önemli olan sorunları şiddetle değil, konuşarak ve anlayışla çözebilmektir. Sabırla sürdürülen bir evlilik, çocuğa hayatta karşılaşacağı zorluklarla nasıl baş edeceğini de öğretir.
Ailede atılan bu sağlam temel, çocuğun okulda ve toplumda edindiği bilgilerle tamamlanır. Okul akademik bilgi verir; temiz bir çevre sosyal deneyim kazandırır. Ancak karakter eğitimi zayıfsa, bilgi tek başına insanı erdemli kılmaya yetmez. Temelden iyi yetişmiş bir çocuk ise gittiği her yerde iyiliği çoğaltmaya çalışır. Nasıl ki herkes evinin önünü süpürse bütün şehir temiz olur; her aile de kendi içinde sağlam bir terbiye verirse, toplum genelinde huzur ve güven iklimi oluşur.
Şanlı tarihimiz bunun sayısız örneğiyle doludur. Osmanlı’da aile yapısı, sadece hukukla değil, ahlak ve vakıf kültürüyle korunmuştur. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışı, bireyin önce ailede inşa edilmesini esas almıştır. Küçük yaşta adalet, edep ve merhametle yetişen nesiller; büyük bir medeniyetin taşıyıcısı olmuştur.
Bugün toplum olarak bizi derinden sarsan akran şiddeti ve gençler arasındaki anlamsız cinayetler, aile terbiyesinin ihmal edildiğini açıkça göstermektedir. “Bana yan baktın” gibi basit bahanelerle öfkeye kapılmak; affedicilik ve empati kültürünün yeterince öğretilemediğini ortaya koymaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) bu noktada, “Güçlü kimse güreşte yenen değil, öfkelendiğinde kendine hâkim olandır” (Buhârî, Edeb, 76) buyurarak gerçek gücün ne olduğunu tarif eder.
Bu nedenle çözüm bireysel çabalarla sınırlı kalamaz. Aileler bilinçlendirilmeli, evlilik kurumu güçlendirilmeli, çocuk terbiyesi toplumsal bir mesele olarak ele alınmalıdır. Bilinçli anne-babalar yetişmeden, bilinçli nesiller yetişmez. Sağlam aileler kurulmadan da sağlam bir toplum inşa edilemez. Çünkü her şey ailede başlar ve orada şekillenir.