Bazen bir şehir, yaşadığı acılarla değil; o acılara verdiği tepkilerle anılır. Ne yazık ki , son yaşanan okul saldırısıyla bir kez daha kan ve gözyaşıyla gündeme geldi. Oysa bu kadim ilçe, medeniyetin, kültürün ve bir arada yaşama geleneğinin temsilcisi olmalıydı.

Ama gelinen noktada kendimize şu soruyu sormadan edemiyoruz: Bu tablo tesadüf mü?

Yıllardır gençleri değerlerinden koparan bir süreç işliyor. İlçenin yerel siyasileri, sözde kanaat önderleri sokakta, pazarda, köyde mafya vari şekilde yürüyorsa sonuç kaçınılmaz olur.

Aile bağlarının zayıfladığı, eğitimin ikinci plana itildiği, sporun ve sanatın yeterince desteklenmediği bir ortamda; gençler boşlukta bırakıldı. Bu boşluk ise şiddet içerikli yayınlar, kontrolsüz dijital içerikler ve amaçsız geçirilen zamanlarla dolduruldu. İnternet kafelerde sabahlayan, yönsüz büyüyen bir nesil ortaya çıktı.

Ve sonuç… Okuldan neden uzaklaştırıldığı bile net olmayan bir gencin, bir eğitim yuvasını hedef alması. Öğretmen, öğrenci demeden önüne gelene ateş açması…

Tam 16 yaralı ve intihar.

Tıpkı filmlerde gördüğümüz sahnelerin gerçeğe dönüşmesi.

Bu sadece bir güvenlik sorunu değildir. Bu; sosyal, kültürel ve yapısal bir çöküşün alarmıdır.

Siverek’te uzun yıllardır konuşulan ama çözülemeyen başlıklar var: Feodal yapı, güç zehirlenmesi, korku iklimi…

İlçede silahın bu kadar yaygın olması, köylerin adeta birer cephanelik gibi olması, koruculuk sisteminin tartışmalı etkileri… Bunların hepsi bir bütünün parçaları.

Bugün Siverek denildiğinde akla gelmesi gereken; tarih, kültür ve üretim olmalıydı. Ancak ne yazık ki arazi kavgaları, kan davaları, tefecilik ve şiddet olayları daha çok konuşuluyor. Bu algı, sadece bugünü değil yarını da ipotek altına alıyor.

Daha da acısı, bu ortamdan ilk kaçanlar; eğitimli, kültürlü ve geleceğe dair umudu olan aileler oluyor. Geriye ise sorunlarla baş başa kalan bir yapı kalıyor. İnsanlar kendi memleketinde kendini güvende hissetmiyorsa, orada ciddi bir kırılma var demektir.

Peki çözüm ne?

Öncelikle gerçeklerle yüzleşmek. Sorunu halının altına süpürmek yerine açıkça konuşmak gerekiyor. Siverek’in ortak akla, birlikte hareket etmeye ihtiyacı var. Yıllardır bir masa etrafında buluşamayan kesimlerin artık aynı hedefte birleşmesi şart. Siyasi aktörlere ağa vari hareketleriyle gençlere kötü örnek olduklarını anlatılmalıdır. Tüm aşiretler karşılıklı nefret içinde. Hepsinin temelinde siyasi rant kavgası var. Cehaletin kol gezdiği kalabalık bir topluluktan söz ediyorum. Cehaletle mücadele edilmelidir.

"

Siverekte acilen her alanda Eğitim yeniden merkeze alınmalı. Gençler spora, sanata, kültürel faaliyetlere dini değerlere yönlendirilmeli. Aile yapısını güçlendiren sosyal politikalar hayata geçirilmeli. Adliye koridorunda Hukukun üstünlüğü konusunda ise kimsenin şüphe duymadığı bir düzen tesis edilmeli. Devam eden arazi anlaşmasızlıklar sonuçlandırılmalıdır.

Ve belki de en çok tartışılan konu: Siverek’in il olması meselesi…

İl olmak tek başına sihirli bir çözüm değildir. Ancak doğru planlama, güçlü idari yapı ve kaynak yönetimiyle birlikte değerlendirildiğinde; bu statü değişimi ilçeye yeni bir vizyon kazandırabilir. Kurumsallaşma, denetim ve yatırım açısından yeni bir sayfa açabilir.

Siverek, kaderine razı olacak bir yer değil.

Bu topraklar, geçmişte nasıl direnç ve dayanışma gösterdiyse; bugün de yeniden ayağa kalkabilecek güce sahip.

Yeter ki sorunların adı doğru konulsun ve çözüm için samimi bir irade ortaya konsun.

Çünkü Siverek, şiddetle değil; medeniyetle anılmayı hak ediyor.

Siverek ilçesinde yaşanan vahim olaydan ders çıkartacak iradeli kimse varmı ne yazık ki göremiyorum...