Türkiye’nin aile haritasına her baktığımızda benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, boşanma oranlarında Ege ve Akdeniz illerinin üst sıralarda yer aldığını gösteriyor. İzmir, Antalya, Muğla, Denizli… Liste çoğu zaman değişmiyor.
Buna karşılık Şanlıurfa ve Güneydoğu illeri evlilik oranlarında zirvede. Aynı ülke, iki farklı tablo. Peki bu tablo bir “sosyal enkaz” mı, yoksa toplumsal bir kabuk değişimi mi?
Neden Hep Aynı İller?
Boşanma oranlarının yüksek olduğu bu “ayrılık hattı”nın tek bir nedeni yok. Aksine, bir sacayağı var.
Ekonomik Güç:
Kadın istihdamının görece yüksek olduğu bu bölgelerde kadınlar ekonomik bağımsızlığa daha kolay ulaşıyor. Kendi gelirine sahip olmak, mutsuz bir evliliğe mahkûm kalmamak anlamına geliyor. Ekonomik özgürlük, duygusal özgürlük talebini de beraberinde getiriyor.
Kültürel Eşik:
“Ele ne der?” baskısının yerini bireysel mutluluk arayışı alıyor. Boşanma artık birçok çevrede bir “ayıp” ya da “başarısızlık” değil; hayatın ikinci şansı olarak görülüyor. Toplumsal normların esnemesi, istatistiklere doğrudan yansıyor.
Eğitim ve Hak Bilinci:
Eğitim seviyesi arttıkça, şiddet, aldatma ya da saygısızlık karşısında sessiz kalma eğilimi azalıyor. Özellikle kadınlar açısından “sabretmek” bir erdem olmaktan çıkıyor; hak aramak bir bilinç meselesine dönüşüyor.
“Dul Kalmak” Değil, “Mutsuz Kalmamak”
Toplumda sıkça dile getirilen bir soru var: “Kadınlar neden yalnız kalmak istiyor?”
Oysa mesele yalnızlık değil. Mesele, sevgisiz, değersiz ya da güvensiz bir birlikteliği sürdürme zorunluluğunu artık kabul etmemek. “Dul kalmak” korkusu, “ömür boyu mutsuz kalmak” korkusunun gerisinde kalıyor.
Bu değişimi sadece kadınlar üzerinden okumak da eksik olur. Erkekler açısından da değişen roller, artan beklentiler ve ekonomik baskılar evlilik kurumunu zorluyor. Modern hayatın temposu, geleneksel aile modelini ciddi bir sınavdan geçiriyor.
Güneydoğu Neden Farklı?
Şanlıurfa ve çevresinde evlilik oranlarının yüksekliği; güçlü aile bağları, geleneksel yapı ve toplumsal dayanışma kültürüyle açıklanabilir. Ancak bu tablo, değişimin bu bölgelere hiç uğramayacağı anlamına gelmiyor. Şehirleşme, eğitim ve ekonomik dönüşüm arttıkça, aile yapısında benzer tartışmaların burada da daha görünür hale gelmesi kaçınılmaz.
Sosyal Enkaz mı, Sosyal Evrim mi?
Boşanma oranlarındaki artışı yalnızca “aile yıkımı” olarak görmek kolaycı bir yaklaşım olur. Öte yandan, bu artışı tamamen “özgürlük zaferi” olarak alkışlamak da gerçekliği görmezden gelmek demektir.
Gerçek şu:
Türkiye’de aile kurumu “zorunluluktan” çıkıp “gönüllülüğe” evriliyor. İnsanlar artık sadece evli kalmak için değil, mutlu kalmak için birlikte olmak istiyor.
Asıl soru şu:
Biz bu dönüşümü sağlıklı bir zemine mi oturtacağız, yoksa taraflaşarak mı izleyeceğiz?
Çünkü mesele sadece boşanma sayıları değil; değişen Türkiye’nin aileyle imtihanıdır.
Batı Boşanıyor: Özgürlüğün İlanı mı, Ailenin Sarsılışı mı?
Mustafa Emir Uzun
Yorumlar