İnsanoğlunun maddi ve manevi bir kuşatma altında olduğu modern çağda, her yıl kapımızı çalan Ramazan ayı, aslında ruhumuzun ve bedenimizin "fabrika ayarlarına" dönmesi için sunulmuş ilahi bir fırsat penceresidir. Bugünün insanı sadece midesini değil; zihnini, vaktini ve kalbini de ağır yüklerden arındırmak zorundadır. Oruç ibadeti, sanılanın aksine sadece belirli saatler arasında gıda alımını durdurmak değil, insanın kendi iç dünyasına yaptığı en kapsamlı yolculuktur. Bu yolculuğun ilk durağı, modern dünyanın en büyük prangalarından biri olan dijital bağımlılıklardır. "Ekran Orucu" olarak adlandırabileceğimiz bu süreçte, sosyal medyanın sahte onay mekanizmalarından, başkalarının hayatlarıyla kendi hayatımızı kıyaslama hastalığından ve bitmek bilmeyen bildirim gürültüsünden uzaklaşmak esastır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, Müminun Suresi 3. ayette kurtuluşa eren müminlerin vasıfları sayılırken onların "boş ve yararsız şeylerden (lağv) yüz çevirdikleri" vurgulanır. Dijital mecraların sunduğu sonsuz malayani akış, tam da bu "boş işler" kapsamına girmekte ve ruhun sükunetini bozmaktadır.
Bununla birlikte Ramazan, bedenin emanet olduğu bilinciyle her türlü zararlı alışkanlığa karşı açılmış bir savaş meydanıdır. Sigara, uyuşturucu, alkol ve sağlığı tehdit eden tüm bağımlılıklar, iradenin zayıfladığı anlarda insanı esir alır. Oruç ise insanın kendi arzularına "hayır" diyebilme kapasitesini zirveye taşır. Bakara Suresi 183. ayette orucun farz kılınma gerekçesi olarak sunulan "takva" (korunma/sakınma) bilinci, sadece günahtan değil, bedene zarar veren her türlü yanlıştan korunmayı da kapsar. Tıbbi açıdan vücudun hücrelerini yenilediği, organların dinlendiği bu süreç, hadis-i şerifte ifade edilen "Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız" (Taberani) müjdesinin fiziksel tezahürüdür. Ancak bu sıhhat, sadece mideyle sınırlı kalmamalıdır. Gerçek bir arınma, "Dil Detoksu" ile taçlandırılmalıdır. Zira oruçlu bir insanın gıybet etmesi, yalan söylemesi veya kalp kırması, tuttuğu orucun özünü boşaltır. Hz. Peygamber’in (sav) "Hiçbiriniz oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimseyle çekişmesin" (Buhari, Savm 9) uyarısı, orucun bir ahlak eğitimi olduğunu hatırlatır. Helal lokma ile beslenen bedenin, helal kelam ile konuşması ruhsal bütünlüğün şartıdır.
Toplumsal boyutta ise Ramazan, bireyselliğin bencilliğe dönüştüğü günümüzde "Paylaşma Terapisi" işlevi görür. Zenginle fakirin, yönetenle yönetilenin aynı açlık hissinde eşitlendiği bu iklimde, sosyal adalet teorik bir kavram olmaktan çıkıp sofralarda somut bir gerçeğe dönüşür. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" (Hâkim, Müstedrek) düsturu, toplumsal dayanışmanın ve sivil toplum bilincinin temelini oluşturur. Bu ayda yapılan yardımlar, kurulan iftar sofraları ve verilen zekatlar, toplumun tüm katmanlarını birbirine kenetler. Son olarak, tüm bu süreç bizi "Zihinsel Odaklanma" ve ruhsal bir rehabilitasyona götürür. Modern dünya bizi sürekli dışarıya, tüketime ve başkalarına bakmaya zorlarken; oruç bizi içeriye, kalbe ve Yaradan’a yöneltir. Kalbin ancak "Allah’ın zikriyle huzur bulacağı" (Rad Suresi, 28) gerçeği, bu ayda daha net hissedilir. Modern diyetlerin veya meditasyon tekniklerinin çok ötesinde olan oruç; bedeni disipline eden, ruhu özgürleştiren ve insanı modern çağın prangalarından kurtarıp fıtratına döndüren küresel bir diriliş hamlesidir. Bu kutsal zaman dilimini maddi ve manevi bir kazanca dönüştürmek, sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de inşa edecektir.
MODERN BİR DİRİLİŞ:RAMAZAN
Dr. İbrahim Özcan
Yorumlar